Küresel köyün ihtiyar heyeti

Köpeğin adamı değil de adamın köpeği ısırmasının cazibesinden olsa gerek sık sık Türkiye'de lüks otomobil talebinin düşmediğine, oğlunun-kızının düğününde zeplin uçurup, göğe havai fişeklerle saldıranlara dair haberler okur, duyarsınız.

Köpeğin adamı değil de adamın köpeği ısırmasının cazibesinden olsa gerek sık sık Türkiye'de lüks otomobil talebinin düşmediğine, oğlunun-kızının düğününde zeplin uçurup, göğe havai fişeklerle saldıranlara dair haberler okur, duyarsınız. Bunları basitçe görmemişlik, görgüsüzlük olarak damgalamak mümkün ve bir dereceye kadar makul. Ama böyle basit teşhislerle bu fikrin altında süzülüp duran 'çözüm getirme' hayalini gerçekleştiremediğimiz de ortada.

Yabancı otomobil bloglarına göre neredeyse her lüks aracın öncelikli müşterileri arasında Türkiye'den birileri var. Rezidans adlı suyu son damlasına kadar çıkarılmış kavramla satılan dairelerde metre kare karşılığı bedelleri karşılaştırınca İstanbul neredeyse Manhattan ile yarışacak. Peki bu bizim refah seviyemize yönelik bir gösterge midir? Biz her şeyini bağladığı enerjisinde komşularına muhtaç, kendi kendine zorla yeter; hatta bazı konularda yetemeyen, ekonomisi sürekli küçülen, borçları sürekli büyüyen bir ülke değil miyiz yoksa söylendiği gibi?

İlginç bir şekilde dünya tarihinin en eşitleyici kavramı olan teknoloji kendisine bizim gibi en çok muhtaç olan ülkelere şifa olamıyor. Bilişim dediğimiz kavram sağlıktan eğitime, ticaretten eğlenceye kadar sunduğu benzersiz imkanları sonuçta zaten bu kavramları ziyadesiyle yemiş, yutmuş ve hazmetmiş toplumlara sunuyor. Dolayısıyla bazı şeylerin varlığı vaat ettiği şeyleri sunmasına yeterli olmuyor. Toprağını bulamayınca tomurcuk veremeyen tohum misali ya güdük kalıyor ya da güneşi göremeden solup gidiyor.

Seneler önce Uzakdoğu ve Ortadoğuda uç veren sansür akımlarını bıkmadan usanmadan her hafta takip ettim, yazdım, konuştum, anlattım... Sonraları işin ucu geldi bize dayandı. Hayatında bilgisayarın tuşuna basmamış emsallerine değil ama teknoloji, bilişim deyince mangalda kül bırakmayan iktidar dönemine nasip oldu internetin üstüne cibinlik sermek. Yarı açık cezaevi halini alan ortamda bütün bu olanlara inat; bir avuç insan bir şeyler yapabilmek, azmini diri tutabilmek için bir umut, çırpınıp duruyor.

Elektriğin bile garanti olmadığı bir yerde internet girişimi yapmak, yazılım üretmek çok da sıradan bir cesaret gösterisi olmasa gerek. Sayıları yüzlerle ifade edilen ve her geçen gün yeni bir kurbanla artan 'engelli' siteler nedense internetten değil de Türkiye'den mahrum bırakılıyor. Bizden uzak dursun da kime bulaşırsa bulaşsın, öyle mi? Oluyor mu dersiniz peki? Olmuyor işte...

Web sayfalarında ya da haber gruplarında yer alan bir içeriği kimin fikrine ve yorumuna bağlı olduğu bilinmeden ihbara bağlı bir sistemle temizleyeceğini düşünen bir zihniyetle neyi tartışabilirsiniz? Hangi beklentiye sahip olabilirsiniz?

Türkiye'de 20 milyona yakın internet kullanıcısı var. Bu boyutta nüfusa sahip olup yabancı yatırımcıların, girişimcilerin görmezden geldiği başka bir pazar yok. Aynı oranla bu kadar az yerel internet girişimine sahip bir ülke de yok. RTÜK ve benzeri kuruluşların sıradanlaştırdığı televizyon ve radyolar misali bilgisayar ekranlarımız da sakil, birörnek ama 'steril' olacak anlaşılan.

Ama bir taraftan böyle hayıflanıp durmanın da işin kolayı olduğunu unutmayalım. Bugün internette oyun oynayarak bile star olan, gayet iyi para kazananlar varken internet kafelere vaktini, emeğini ve parasını yatıranların bahanesi nedir? İş bulamayıp evinde oturan üniversite mezunu gençlerle yazışıyorum sıkça. Çaresizlikten dert yanıyorlar. Buna rağmen en azından benim yazıştıklarımın hiçbiri internette uzaktan çalışarak yapılabilecek işlerden haberdar değil. Reklamlara tıklattırıp toplanan paraları üyeleri arasında kırıştıran sitelerden söz etmiyorum elbette.

Ama bir metni bilgisayar formatına geçirerek, bilgi-becerisine göre birilerinin siparişi üstüne bir yazılım yazarak, giderek basitleşen araçlarla web sitesi yaparak para kazanan insan sayısı da az değil bugün. Bunları neden görmezden geliriz?

Hemen her gelişmiş ülkede binlerce bilişim personeli açığı var. Birçoğu kendi ülkesindeki yüksek yaşam standartları yüzünden dış kaynak kullanımına yöneliyor. Çiğnenmekten cılkı çıkmış olsa da değinmeden geçemeyeceğim; bence Hindistan başlı başına bizim çıkış arayışındakilerin oturup incelemesi, hangi kısımları uyarlanabilir düşünmesi gereken ülkelerden biri.

San Fransisco'nun alışveriş merkezlerinin güvenlik kameralarının görüntüleri internet üstünden Hindistan'a aktarılarak denetleniyor. Bozulan çamaşır makinesi için usta çağırmak üzere telefonu sarılan İngiliz, aslında binlerce kilometre ötedeki bir Hindistan vatandaşıyla konuşuyor. Bu yüzden ülkede on binlerce kişi hizmet verdiği Amerikan ve Avrupa saat dilimlerinde yaşıyor. Yazılım ve uzaktan teknik destek hizmetlerini geçtim; artık şirketler muhasebesini bile Hindistan'da tutturuyor.

Şimdi bu senaryoda bizim muhasebecimiz mi yok, yazılımcımız mı, boş vaktimiz mi? Kendi dertlerimize gömülüp etraftaki fırsatları kaçırmanın nasıl bir şey olduğu zaten biliyoruz; defalarca yaşamak mazohizm değil de nedir?

  • Etiketler;
Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor!

Yukarı Git