Solitaire oynamak güzel ama...

1978 yılında üniversite öğrencisiyken yurt arkadaşlarıyla Popular Electronics dergisinin kapağında Altair 8800 bilgisayarını gören Bill Gates'in kafasında 'her masaya bir bilgisayar' hedefine dönüşecek bir hayalle Microsoft'u kurma fikri gelişir. Bu kısım çok bilinir ama birkaç adım öncesine kimse pek dikkat etmez.

1978 yılında üniversite öğrencisiyken yurt arkadaşlarıyla Popular Electronics dergisinin kapağında Altair 8800 bilgisayarını gören Bill Gates'in kafasında 'her masaya bir bilgisayar' hedefine dönüşecek bir hayalle Microsoft'u kurma fikri gelişir. Bu kısım çok bilinir ama birkaç adım öncesine kimse pek dikkat etmez.

Gates ortaokuldayken okulun aldığı General Electric üretimi bir bilgisayarda ilk uygulamasını yazar. Bizde pek popüler olmayan tic-tac-toe adlı kâğıt oyununu bilgisayara uyarlamıştır. Bilgisayara karşı oynamayı sağlayan bu yazılımı ortaya koymasıyla 1975'te dergi kapağındaki bilgisayar resmini görmesi arasında çok önemli bir şey olmuştur: bilgisayarlar sadece büyük kurumların değil sıradan insanların da alacağı bir şey haline gelmeye başlamıştır. Fakat tutkunları kadar heyecan duyulabilmesi için onları eğlenceli, faydalı ve eğitici hale getirecek uygulamalar gerekmektedir.

O zamanlar bugünkü anlamda yazılım şirketleri olmadığından bilgisayarlar genellikle meraklıların yazdığı kodlarla yapabildiği basit işlemlere yarayan cihazlardı. Ne var ki kullanılan dillerin zorluğu bunları her potansiyel bilgisayar sahibinin yapabileceği bir şey olmaktan çıkarıyordu. Gates dergide gördüğü Altair 8800'e ortaokul yıllarındaki ilk yazılımında kullandığı BASIC dilini uyarlar. Üstelik heyecanın verdiği telaştan bunu daha bir Altair 8800 almadan yapar. Altair'in üreticisine gidip yazılım gösterdiklerinde çalışmama ihtimali gerçekleşseydi bugün belki bambaşka bir dünyada yaşıyor olacaktık. (iyi mi olurdu, kötü mü bilemem)

Bilgisayarlar kullanımı kolaplaşıp fiyatları ucuzladıkça giderek daha anlamlı hale geliyor. Kazananlar da bu iki kurala yönelik oynayanlar oluyor. Pahalı ve küçük bir azınlık tarafından kullanılan cihazlar ve onlar için kullanımı beceri gerektiren uygulamalar geliştirmek şimdiye dek hiçbir başarı öyküsü yaratmış değil.

Aradan geçen 30 yıldan fazla zamanda bilgisayarların kat ettiği yol ortada. En güzeli, artık bilgisayarda yapmak istediğimiz her şey için oturup program yazmak zorunda değiliz. Artık birçok uygulama işletim sistemlerinin içinde standart olarak geliyor, gelmeyeni de birileri yazıp bedava dağıtıyor.

Bütün bunların sonucunda kamuda, kurumlarda, bireylerde artık bilgisayar bir ayrıcalıktan çıkıp ihtiyaç haline geldi. Ve sonucunda onlarla yapabildiğimiz şeyler arttı. Artık kamu vatandaşların kayıtlarını daha iyi takip edebilir, şirketler müşterileri hakkında daha fazla bilgiye sahip, bireylerse kendi işlerini daha hızlı, ucuz ve verimli yapabilir hale geldi. Üstelik sadece otomasyon için de değil, eğlence ve sosyalleşme amacıyla kullanımı da tarihin en üst seviyesine çıktı.
Çıktı çıkmasına ama sonuçları konusunda beklenen etkiyi gördük mü emin değilim. Örneğin kamudan daha iyi hizmet aldığımızı söyleyebilir miyiz? Başbakanlık genelge yayımlayıp bir anlamda istenmemesi yönünde 'emir vermesine' rağmen kamu kurumları hâlâ birçok iş için eski adıyla 'nüfus sureti' ve 'ikametgâh belgesi' istiyor bizlerden. Üstelik bütün bu kayıtların merkezi sisteme geçtiği, istenmesinin gereksizleştiği; hatta bu yüzden muhtarlıkların varlığı bile sallantıya girdiği bir dönemde. Düşünün devletin kaç ayrı kurumunun deposunda, tozlu defterlerinin sararmış yaprakları arasında fotoğraflarımız yatıyor... Kime, neye hizmet ettiği bile belirsiz.

Kredi kartlarımız, marketlerin ve markaların verdiği sadakat kartlarımız, hizmet faturalarımız, internet kayıtlarımız bizim hakkımızdaki en mahrem bilgileri dahi kurumlara kusuyor. Peki ne oluyor bu bilgiler? Bir dönem yalandan doğumgünü tebriği gibi şeyler vardı; o bile kalmadı. Kurumların bu bilgilerle yaptığı tek şey cep telefonlarımıza izinsiz pazarlama SMS'leri yollamaktan ibaret. Onun da ne kadar etkin olduğu tartışılır. Oysa birileri önce bizden izin alsa, sonra hangi konularla SMS almak istediğimizi sorsa belki iki taraf için de çok daha makul ve kârlı bir model ortaya çıkabilir.

Dijital fotoğraf makineleri, cep telefonları ve kameralar sayesinde artık neredeyse hayatın her anı, her açıdan birileri tarafından kayda alınıyor. Peki ne oluyor bu kayıtlar? Çekilen o trilyonlarca dijital fotoğraflar? Paylaşım sitelerine çok çok azı düşüyor, fotoğraf
kâğıdı tüketimine bakınca yazdırılanlar da çok az bir kısmını oluşturuyor.

Artık en sıradan bilgisayarla bile müzik, resim, fotoğraf, oyun gibi alanlarda birçok şey yaratabiliyoruz. Peki bu kolaylık bizi daha yaratıcı yaptı mı? Hayır!

Daha yetenekli cihazlar, daha mahir yazılımlar, daha gelişmiş hizmetler ve daha tahrik edici vaatler için bütçeler ayırdık, emek harcadık ama şimdiye kadar verimlilik anlamında sonuçlarını toplamaya başladığımız söylenemez.

Her ne kadar kabul etmesek de bu kadar çok şeyi yapabilir hale gelmiş olmak bizi bir nebze ilgi arsızı, heves yoksunu, şıpsevdi yaptı. Kötü olduğu söylenemez ama 'atıl kapasite' anlamında düşündürücü olduğu kesin.

  • Etiketler;
M. Serdar Kuzuloğlu
1995 yılında girdiğim medya sektöründe birçok farklı görev üstlendim. Meslek hayatım boyunca trendleri ve teknolojiyi takip edip okuyucu, dinleyici ve izleyicilerime aktarmaya çalıştım. Bu çabamı hala, her fırsatta sürdürüyorum. Posta, Fanatik, Milliyet, Finansal Forum, Radikal ve Cumhuriyet gazetelerinde yazdım (ayrıca Cumhuriyet hariç hepsinin web sitelerinin kuruluşunda görev aldım). Yanı sıra PC WORLD, ComputerWeek, .net, Paprika dergilerinde düzenli köşe yazarlığı yaptım. Radyo Kozmos ve NTV Radyo’da uzun yıllar program yaptım. Technology Channel, Business Channel ve TRT Haber ve TRT 1’de TV programları hazırlayıp sundum. Yeni Nesil Hizmetler Direktörü olarak çalıştığım Doğan TV Holding’de grubun tüm markalarının dijital kurulumlarını tamamladım, stratejilerini belirleyerek yönettim. MYK Medya adıyla kurduğum dijital ajansta yirmiyi aşkın iç yapıma sahip internet televizyonu Televidyon, birçok ilke imza atan teknoloji haber portalı Yahoyt, lokasyon tabanlı sosyal ağ Kaybolduk.biz ve Türkiye’nin ilk nostalji temalı video sitesi Alkışlarla Yaşıyorum gibi hala gururla andığım bir dizi projeyi hayata geçirdim. Halen başta blogum olmak üzere her fırsatta yazmaya; öğrendiklerimi paylaşmaya devam ediyor ve kurucuları arasında yer aldığım İstanbul Bilgi Üniversitesi / Next Academy’de ‘Sosyal Medyada İletişim ve Pazarlama’ başlıklı yüksek lisans dersini veriyorum. Bütün bu uğraşlardan kalan zamanlarda danışmanlık yapıyor, konferanslarda fikirlerimi paylaşıyor, bir dizi dijital projede yatırımcı ve girişimci olarak yer alıyorum.
Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor!

Çok güzel bir makale olmuş tebrik ederim, gerçekten de şu anki durumumuz ve alınan sonuçlar tamamen öyle.
Eline saglık gercekten cok guzel bir makale olmus ....
özellikle son paragraf çok hoğluma gitti teşkkrz edrez

Yukarı Git