Pozitron'un Kurucusu: Fatih İşbecer

Pozitron firmasının kurucusu Fatih İşbecer’le beğeneceğinizi umduğumuz ve pek çok konuda rehber olabilecek bir röportaj gerçekleştirdik.

Fatih İşbecer
Fatih İşbecer

Pozitron firmasının kurucusu ve aynı zamanda Webrazzi tarafından Yılın En iyi İş adamları listesinde ilk 10’da olan Fatih İşbecer’le beğeneceğinizi umduğumuz ve pek çok konuda rehber olabilecek bir röportaj gerçekleştirdik.

Biraz kendinizden ve firmanızdan bahseder misiniz?

1976 doğumluyum. Önce Galatasaray Lisesi’nde okudum. Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Fizik Mühendisliği’nden mezun oldum. Firmayı okurken kurduğum için öğrenim hayatım çok uzadı. Üniversiteden 9 senede mezun oldum. Bir fizik mühendisiyim şu anda.

1997 senesinde beş arkadaş freelance olarak eşe dosta, ihtiyacı olanlara bilişim hizmetleri veriyorduk. Bilişim hizmetlerinden kastım, bilgisayar kurmaktan tut, donanım satmaktan tut, sunucu kurmak gibi aklına gelen kobilerin ihtiyacı olabilecek servisleri yapıyorduk. Biz böyle devam ederken, bu işin böyle olmayacağını anladık, çünkü büyük firmalara gidemiyorduk. Kartvizitimiz yok vs. ve küçük yerlerde de bir yerden sonra sıkılıyorsun, çünkü kendini geliştirecek bir şey yok. Her şeye rağmen yine de hayat devam ediyordu. 

2000 yılında Pozitron’u kurduk. Şirketi kurduğumu dört arkadaş da yine benim gibi İTÜ’dendi. İlk başta ana hedefimizin yazılım olmasına karar verdik. Ana hedef yazılımdı ama o zamanlar sermayesiz bir firma olduğumuz için yine donanım satışı ve hazır paket programlarının kurulumlarıyla uğraşıyorduk. Fakat amacımız hep yazılıma dönmekti. 2000-2004 yılları arası gene böyle freelance kıvamında geçti. Güzel birkaç büyük iş yaptık. Sabancı Grubu’nun Türkiye deki ilk saha satış otomasyonunu yaptık. 

Böyle birkaç tane proje yaptıktan sonra şunu fark ettik: Nereye girsek çok ciddi rekabet var. Yabancı paket programları tarafından bir sürü yer domine edilmiş. Yerli büyük oyuncular da var.

2004’te üniversiteden mezun oldum. Ortaklarla ayrılmaya karar verdik. Ben hisseleri satın aldım. 2005’te Pozitron’u tek başıma devam ettirme kararı aldım. Okuldan da mezun olmuştum o dönemde. Mobile girmeye karar verdik. O dönemdeki arkadaşlar şu an hala devam ediyorlar. 

İlk yapmış olduğunuz uygulama neydi peki?

İlk defa Bilyoner’in mobil uygulamasını yaptık. Cep telefonundan iddaa oynatıyorduk. Uygulama tuttu. Hala devam ediyor. Digitürk’e gittik, mobil televizyon yaptık. Digitürk sağ olsun risk aldı. Genç ve acemi bir firmadan bunu satın almayı kabul etti. Sonra 2007 senesinde de Türkiye İş Bankası ile anlaştık. Uzun bir süreden sonra mobil bankacılık yapmaya karar verdik.

11 ay uğraşmışsınız İş Bankası ile çalışmak için?

Evet, çok uğraştım. İş Bankası’yla anlaştık. İş Bankası zaten Atatürk’ün kurduğu bir olduğu için onların misyonlarında var zaten yerli firmaları desteklemek. İş Bankası genç girişimcilere ve yerli firmalara tam olarak güveniyor. Öyle ki tam misyonunu dolduran bir firma. İş Bankası ile çalışmak bize tabiki çok şey öğretti. Mobil Bankacılığı yaptık. Türkiye’deki ilk mobil bankacılıktı. Uygulama tabanlı bankacılık sisteminde dünyadaki ilklerden biriydi. İş Bankası da ürününün çok arkasında durdu. Televizyon reklamları yaptı.

Mobil Bankacılık o zamanlar bir halkla ilişkiler aracığıydı. Çok kullanılan bir şey değildi. Şimdi çok önemli bir kanal haline geldi. İş Bankası zaten sektörünün öncü firmalarından birisi. İş Bankası’nı yaptıktan sonra bazı ufak tefek ve daha büyük projeler yaptık. Eski işlerin hepsini bıraktık. Tamamıyla mobile yöneldik. Biz aslında mobil uygulama firması olarak biliniyoruz ama enterprise kurumsal uygulama geliştiriyoruz. Kimlik doğrulama, güvenlik çözümleri, sunucu yazılımımız da var, saha satış yazılımlarımız da var. Fakat vitrinde mobil olduğu için bizi mobil şirketi olarak biliyorlar. 

Burada çok ciddi bir sunucu ekibimiz var. Sunucu tarafında iyi programlama biliyoruz. Akıllı televizyonlara programlar yazıyoruz. 2007-2008 yıllarında Apple çıkınca bu işin birden rengi değişti. Biz 2004’ten 2008’e kadar aklına gelebilecek bütün kurumları ziyaret ettik. “Size mobil uygulama yapalım, bankacılık yapalım” vs. Dolayısıyla bir pazar yarattık. Apple çıkınca da bir anda herkes bizi geri arayıp, “Siz iPhone destekliyor musunuz? Bize iPhone uygulaması yapın” dediler. iPhone yaptırınca baktılar trafik iyi, hadi bunun HTML 5, wap vs. derken dolayısıyla hepsini yapmaya başladık. Ekip de burada byümeye başladı tabi. Firma büyüyor, büyüyünce kârlılık artıyor. Daha çok yatırım yaptık. Günün sonunda da şu an iyi bir ekip oluşturduk. 

Şu an 86 kişiyiz burada. Tahmin ediyorum bu seneyi de 130-140 arası kapatırız. Türkiye’nin bütün bilindik kurumlarına hizmet veriyoruz. Ortadoğu’da ofis açtık; Katar’da. Orada bankalara hizmet veriyoruz. Katar’da, Suudi Arabistan’da, Dubai’de hizmet veriyoruz. Onun dışında Kuzey Amerika’dan müşterilerimiz var. Ebay’la çalışıyoruz. Onların bazı projelerini biz yapıyoruz. İşler iyi gidiyor. Tabi burada çok önemli bir şey var: O da doğru yer, doğru zaman, doğru fikir, doğru ekip ve biraz da şans.

Biz mobile çok inandık. Ama Apple iki sene sonra çıksaydı belki de bu rüzgâr iki sene sonra başlayacaktı. Belki de hiç başlamayacaktı. Ama sonuç olarak baktığın zaman telefon insanlarda bir hastalık ve bunun içerisinde de bir işlemci var. İşlemci olan her yerde bir yazılım için fırsat vardır. Bu şekilde Pozitron yoluna devam etmektedir.

Çok iyi bir girişimcisiniz. Fizik mühendisliğinden yazılım sektörüne girmek, buralara kadar gelmek ve mobil sektöre girmek... Girişimcilik tanımınızda iyi bir analizci olmak gerektiğini vurgulamıştınız, sizin de mobil sektöre girmeniz, iyi bir analizci olduğunuzu ortaya çıkarıyor. Fırsatları iyi değerlendiriyorsunuz.

Biz aslında kitaptaki usulde iş kurmadık. Yani kitaptaki usul ne diyor? Fırsatları değerlendirin, pazarı araştırın, iş planı hazırlayın. Hayır, bizimki öyle değildi. Biz bilişimin çok büyüyeceğini öngörmüştük. “Biz buraya girelim” dedik. Mesela web’i ıskaladım ben. Benim 1997 senesinde bu işe girdiğimi düşünürsen, 1997-2005 arasında da hakiki anlamda bir varlık gösteremedik, tamam iş yaptık para kazandık, ama öyle çok etkileyici bir ürün ya da servis geliştiremedik. 

Mesela ben interneti ıskalamış milyonlarca insanlardan biriyim. Biraz da küçük olmanın vermiş olduğu bir şeydi, ama benim yaş grubumdan başarılı internet girişimcileri var, tek tük de olsa. Dolayısıyla biz işte 1997 yılında bilmem ne portalı kursaydık, belki çok daha çabuk başarıya ulaşacaktık. Dolayısıyla bir alanı tutturmuş olmak seni başarılı kılmıyor. En az bir tane bir şeyi tutturmak lazım. Evet, o önemli bir şey ama, hani biz de çok şey kaçırdık. 1990 yıllarda internetin ilk dalgası vardı. Kaçtı, 2000’li yılların başında internetin ikinci dalgası vardı, o da kaçtı. Biz hala web işinde yokuz. 2008-2009 yılları arasında bir dalga daha oldu. Özel alışveriş kulüpleri açıldı, Markafoni açıldı. E-ticarette patlama oldu. Fırsat siteleri açıldı. Biz bunların hepsini pas geçtik. Biz geleneksel tip işe gittik. Yani kendi paramızla yapabileceğimiz, ekip kur, ürün, hizmet üret, iyi üret ve satabildiğin en iyi rakama sat. Dolayısıyla bizim dönem daha yeni başlamış oldu. 

Evet, ben başarılı bir girişimciyim; mobili tutturdum. Aynı zamanda başarısız bir girişimciyim; web’i ıskaladım.  Web sağımızdan solumuzdan geçti. Mobil evet, ben sonuçta fizik mühendisiyim. Sonuçta temel birim. Temel birim sana analitik düşünmeyi öğretiyor. Ben kod yazmıyorum. Kod yazmadım hiç.

Hiç kodlarla uğraşmadınız yani?

Ödev dışında kod yazmadım. Bir de 1998 yılında .net (dat net) kursuna gitmiştim. O zaman daha betasındaydı. Ben prensip olarak programlama bilmiyorum. Mantığını, akışını biliyorum ama, otur kod yaz desen hiçbir şekilde oturup yazamam. Belki de beni rakiplerimden ayıran da bu oldu. Kod yazmadığım için daha satışa, bunun paketlenmesine, yani işin kendisine konsantre oldum. Kod yazsam kodcu olurdum, ama iyi bir iş adamı olamayabilirdim. Çünkü artık günümüzde bir insanın birden fazla alanda başarılı olması çok zor. Bizim burada Türkiye’nin en iyi programcıları çalışıyor. Dolayısıyla konsantre ve belli başlı konulara ağırlık vermek başarı açısından daha önemlidir diye düşünüyorum.

2004-2005 yılları arasında Pozitron’daki tüm hisseleri satın alarak yola tek başınıza devam ettiniz. Şimdiyse Türkiye’nin en iyi programcılarından oluşan bir ekip ile olağanüstü işler yapıyorsunuz. Bu başarının sırrını neye borçlusunuz?

Doğru insanları seçmek. Tek sebep bu. Yani doğru ekip, yanlış fikirle bile başarılı olabilir. Bir yerde fark edersin, doğruysa ekibin. Bir sürü proje denedik ama hep ekibi iyi tutmaya çalıştık. Mobili sevdik, mobilde bir anda büyüdük. Biz hep Pozitron’da bir tek şeye dikkat ediyoruz: Gücümüzün yettiğinin bir tık üstü; erişebileceğimiz en iyi mühendisi almak. Türkiye’den zehir gibi mühendisler çıkıyor. Örneğin sen, Elazığ’dan buraya gelmişsin. Bir sürü eğitim derslerin var, çalışıyorsun. Bunu birinden görüp yapman mümkün değil. Yaratıcı olmayı gerektirir, buradaki çocuklar da böyle. En iyi üniversitelerden, en iyi okullardan, en iyi sistemleri bilen adamları alıyoruz. Burada eğitiyoruz. Sürekli firma içerisinde eğitim programlarımız oluyor. Çünkü şu; günün sonunda işi en iyi yapan yenilikçi bir firma biz olmak istiyorsak, tasarruf edemeyeceğimiz tek kalem insandır. Burada gördüğün gibi kılık kıyafet serbest, gidiş saatleri ve ortam rahatlığı açısından her şey uygun. Çünkü adam rahat olsun, işine konsantre olsun. İnsana zorla yaptıramazsın, içinden gelen bir şey olması lazım. Başarılıysak, başarıda en önemli etken ekiptir. Ekibe karşı çok hassasımdır.

IDC’nin yaptığı bir araştırmaya göre 2015 yılında internet kullanımı masaüstü ve diz üstü bilgisayarlarından neredeyse tamamen akıllı telefonlara ve tablet bilgisayarlara geçecek. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Zaten geçmiş bile olabilir. Bir kere bu ayrım kalktı. Yani masaüstü, cep telefonu, tablet diye bir şey yok. Ben kendimden bahsediyorum, muhtemelen sen de öylesindir. İnsan uyuduğu an dışında her an çevrimiçi artık. Uyurken de online ama uyuduğu için görmüyor gelen mesajları. Dolayısıyla burada bir süreç var. 24 saatlik süreci düşün. Her cihaz belli bir zaman sürecinde seni online tutuyor. Ofise geldim, laptop’um var. Telefon ve tablet de burada. Yani hiç biri diğerinden rol çalmıyor. İnsanların tüketimleri artıyor. Birden fazla cihaz taşıyorlar. 1990 yılında deselerdi ki; IDC araştırmasına göre ileride insanların 5 tane CPU’lu cihazı olacak ayrı ayrı. “Ne gerek var?” derdim. Şu an bir tane laptop’ta var bir hat. Tablette bir hat var. Telefonda bir hat var. 3 oldu. Teorik olarak bunları tethering ile paylaştırabiliriz. Ama yapmıyoruz. Tüketim artıyor. Data ucuzluyor diyoruz, hayır şimdi 3 hattım var. Dolayısıyla her zaman yenilik insan hayatına pozitif katkı sağlar. Ben buna inanıyorum. Teknolojinin kötüsü hiç bir zaman olmaz. Evet, 2015 yılında mobilden bağlanan insan sayısı masaüstünü geçecektir, şu an geçmiştir de zaten. Şimdi eğer geçmemişse de 2013 yılı içinde geçecektir. 2015 yılını bile bulmaz.

Windows Phone 8 piyasada beklenen etkiyi yaratamadı. Sistem, özellikle uygulamalar bakımından çok güçsüz. Bu duruma nasıl bakıyorsunuz? Microsoft sizce nerede yanlış yaptı?

Bence ortada bir yanlış yok. Çok gecikmesi dışında. Apple ilk çıktığında hiç uygulama yoktu. Şimdi burada şöyle bir şey var: Sizin rakibiniz 2008’de çıkmış ve siz de 2012’de çıkarsanız, 4 senede havuz doluyor. Ama burada da şöyle bir fark var. Apple belki Amerika’da yapıyor, ama dünyada kurumdan kuruma satış alt yapısı yok. Google’ın da yok. Bunlar hep son kullanıcıya satış yapmasını bilen firmalar. Microsoft ise sadece kurumsala satış yapıp para kazanan bir firma. O yüzden Microsoft’un Türkiye’de satış ekibi var. Bütün dünyada satış ekipleri var. Windows Phone 8’in kısa vadede başarılı olmasını çok zor görüyorum. Fakat kurumlara gittiğiniz zaman, tüm Microsoft ürünlerinin kullanıldığını görüyorsunuz. Kurum sahipleri Android alıp, onun ayarlarını alıp, yeniden uğraşmak yerine var olan sistem üzerinden gidecektirler. O yüzden ben Windows 8’in kurumlarda başarılı olacağına inanıyorum.

Sizce gelecekte şu anda sürmekte olan işletim sistemleri savaşının bir kazananı olur mu? Pazar tek bir sistem tarafından ele geçirilir mi?

İnşallah olmaz. Bu tip tek eller ne ölçüde olursa olsun kötüdür. Microsoft masaüstünde tek el. Ama iyi kötü Mac OS var. Linux ve türevleri var. Çok daha ufak işletim sistemleri de var. Eğer dünyada bir işletim sistemi kalırsa, o zaman rekabet de azalacağı için, tüketiciler bir sürü ürün ve servisi daha pahalıya almak zorunda kalırlar. Dolayısıyla biz “inşallah böyle olmaz” diyoruz. Ama muhtemelen bu şekilde devam edecektir. Bir ürün lider olacaktır, kalan pastayı da birkaç firma paylaşacaktır. Ama o büyük olan da her zaman kendisine belli oranda riski hissettiği için de çok öyle tek başına bütün dünyaya ben hâkimim deyip at koşturamayacaktır. 

Dediğim gibi Microsoft bu hatayı yaptı. Desktop’ta açık ara öndeydi ama mobilde tutunamadı. Linux sunucu tarafından çok iyi gidiyordu, Microsoft oraya çok yüklendi, Windows serverları adam etti. Şu anda Windows serverlar bence çok iyi. Kuruyorsun çökmüyor, virüs sıkıntısı olmuyor vs. Dolayısıyla rekabet her zaman iyidir. Rekabetin olmadığı yerde firmalar yavaşlayacaktır. Microsoft tüm dünyayı ele geçirse, sen Android kursu veremezsin, ben iPhone uygulaması satamam. Bütün ekosistem bundan zarar görür.

Steve Jobs’un ölümünden sonra Apple’daki hisseler düşüşe geçti. Apple’ın Jobs’un gereksiz dediği 7 inçlik tablet çıkarması, yine Jobs’ın değişmez dediği ekran boyutunu ve oranını iPhone 5’te değiştirmesini Jobs’un çizgisinden çıkılması ve buna bağlı olarak şirketin düşüşe geçmesi şeklinde yorumlayabilir miyiz?

1994 yılında IBM batıyordu. Gene dev oldu. Yani bu Amerikan firmalarında, Amerika’ya özgü bir şey herhalde. Çünkü dünyada çok örneği yok. Dünyada genellikle bir kere batma rotasına giren firmalar, batıyorlar. Apple’ı Steve Jobs kurdu. Bir dönem onunla, bir dönem onsuz iyi gitti. Dünyada on yıllık dönemlerde, 3 tane on yıllık dönemde belli bir büyümenin üstüne çıkan toplam 30 tane firma var. Apple bunlardan biri, Microsoft bunlardan biri. Şimdi Steve Jobs gitti, Apple kötü mü gidiyor? Hayır. O bir sembol adamdı. Enteresan bir karakterdi. Yani showmen idi. Apple o showmen’ini kaybetti. Ama şu an işler kötüye gidiyor ifadesi doğru olmaz. Çünkü satış problemi olmayan bir firma. Ancak seneye gidişat belli olur. iPhone 5S mi çıkartırlar, ne olur göreceğiz. Mesela klavyesiz telefon çıkardılar. Ben klavyesiz telefon kullanmayı sevmiyorum. İnsanlar iPhone kullanmaktan da sıkılabilir, yeni bir trend başlayabilir, bunu Apple da başlatabilir, ya da herhangi başka bir firma da başlatabilir. Bekleyip göreceğiz.

Ve o klasik soru: Android mi, iOS mu?

Biri diğerinin rakibi ama, biri diğerini hiçbir zaman ezemeyecektir. İşte Linux mu, Microsoft mu gibi bir şey. Ben Android kullandım ama çok ısınamadım. 3-4 gün kullandım.  iPhone daha kolay kullanılıyor. Buna şöyle bakmak lazım: Bizim mühendislere sorduğun zaman içeride iOS’cular hariç bütün mühendisler “Android daha iyi” diyor. Fakat ben de şunu diyorum: Biz bir proje yaptığımızda iPhone uygulamasını yapmak için 100 gün çalışıyorsak, Android uygulamasını yapmak için 130 gün çalışıyoruz. Tamam, developer’a çok daha yetki veriyor, daha temel seviyede programlamaya müsaade ediyor, bir sürü şeye karışmıyor ama, yönetmesi daha zor bir platform. O yüzden iOS bence daha iyi denilebilir.

Korsan yazılımlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Firmanızın yapmış olduğu uygulamalarda ne tür korsanlık olaylarına rastlıyorsunuz?

Korsanlık ürünü yaygınlaştırır. Korsanlık olmasa yazılımda güvenlik de olmaz. Korsanlık bir yere kadar pozitif, ama masanın öbür ucunda oturduğun zaman para kaybetmeye başlıyorsun. Dolayısıyla tüccar açısından rezalet bir durum. Türkiye’deki bence en büyük sıkıntı yazılım bedellerinin Amerika’dakinden daha pahalı olması. Bu olacak bir şey değil. Burası daha fakir bir ülke, bizde asgari ücret daha düşük. Niye Türkiye’de daha pahalı? Bunu benim aklım almıyor. Pazar ufak olduğu için adam kampanya yapmıyor, ucuza vermiyor. Bu da korsanı arttırıyor. Apple Store da bir sürü uygulama var. Oyunlar var ve insanlar ücretini ödeyerek alıyorlar. Zaten fiyatları çok ucuz ve bir tıkla rahatlıkla alınabiliyor. Kimse korsanıyla uğraşmıyor. 

Biz uygulamalarımızı son kullanıcıya küçük fiyatlarla satmadığımız, direk kurumlara sattığımız için bizim uygulamaların korsanları çıkmıyor. Zaten bedava bir uygulamanın korsanı olmaz. Bizde şöyle korsanlık oluyor: Bizim uygulamaların içerisinden finansal işlemler geçtiği için korsanlar bizim uygulamalarımızdaki açık ve problemleri bulmaya çalışıyorlar. Bizim de hackerlarla bir mücadelemiz oluyor. Ama hiçbir yazılım mükemmel olmadığı için, onlar bir açık buluyor, sen kapatıyorsun. Bu şekilde ilerliyor. Bizimkisi tamamen güvenlik amaçlı oluyor. Yoksa yapmış olduğumuz hiçbir uygulamanın korsanı yoktur.

Türkiye’de şu an bilişime yönelik yeni açılan bölümleri göz önünde bulundurursak, önümüzdeki seneler içerisinde eleman bulma sıkıntınız ortadan kalkacak diyebilir miyiz?

Yok. Bir kere nitelikli iş gücü bütün dünyada bir problem. Çünkü 100 sene evvel ihtiyaç duyulan mühendis sayısıyla şu anda ihtiyaç duyulan mühendis sayısı çok farklı. Okul ve bölüm sayısı artıyor, ama nüfus ve tüketimde bundan çok daha hızlı arttığı için daha fazla mühendis gerekiyor.  Aslında bu biraz da gençlere şu avantajı sunuyor: Sen okuduğun bölümde belli bir uzmanlık seviyesini yakalarsan işsizlik falan söz konusu değil. Bugün Türkiye’de herhangi bir mühendislik mezunu bir genç eğer alanında ciddi anlamda bilgi birikimine sahip ise kesinlikle iş bulur. Ama eğer sıradan bir mezunsa yani, sadece mezun olayım günü kurtarayım şeklinde mezun olduysa o zaman evet, iş hayatında zorlanabilir.

Bankacılığı cepe taşıdınız. İlerleyen zamanlarda örnek olarak e-seçim diye bir uygulama olsa ve insanlar oylarını mobilden uygulama vasıtası ile kullansa, kalkıp Türkiye’nin bir ucundan diğer ucuna gidilmese? Bu tür uygulamalarla ilerleyen zamanlarda karşılaşmamız mümkün mü?

Bu e-seçim uygulaması zor. Teknik olarak mümkün. Bunu deneyen ülkeler oldu. Bazı şeyler alışkanlık ve hukukla, kanunla alakalıdır. Yani dünya teknik olarak pilotsuz uçağa hazır. Uçaklar şu an elektronik olarak kalkıyorlar, gidiyorlar, iniyorlar. Acil durum olur ya da psikolojik diye oraya pilot koyuyorlar. Yani uçak düşünce de pilot hatasından düşüyor. Hakikaten uygulama çok başarılı oluyor bu yönden bakıldığında. Şimdi oy da öyle. 100 senedir yaklaşık sandığa giden bir ülkeyiz. Bu alışkanlık artık milletimizin genlerine işlemiş. Hadi oy verelim diye. Mobilde bu mümkün, ama halk ona güvenir mi? Hilesi, yanlışı vs. evet teknik olarak mümkün. Ama elektronik sistem olduğu için güvenliği tartışılır. Normal seçimlerde de sandığı değiştirmiyorlar mı, elektronikte de olsun olsun o kadar olsun. Daha fazlası olmaz. Biraz da psikolojik olarak bu durumun aşılması lazım. Bence teknoloji buna hazır. Önümüzdeki 5 sene içerisinde olur mu dersen, bence olmaz. Nasıl olur? Gene seni okula getirir, elektronik olarak cip ya da kartınla oy kullandırır. Fiziki olarak gene seni oraya götürtür. Evinde sana bunu yaptırmaz. Önümüzdeki 5 sene içerisinde ben daha dünyada mobilin başlamadığını düşünüyorum. Bu gördüklerimiz daha henüz fragmanlar.

Biraz da işe alım süreçlerinizden bahseder misiniz?

Bir kere eğer aday iyi bir mühendisse, bizde de onu değerlendirebileceğimiz bir pozisyon varsa bizde çalışma şansı vardır. İyi mühendis olmanın şartları zaten belli. Bir insanın hedefi “Ben Pozitron’da çalışacağım” olmaz. “Mesleğimi iyi yapacağım” şeklinde olur. Bugün moda firma Pozitron’dur, yarın moda firma başkası olur. 

Bizde sistem nasıl işliyor? Elektronik ortamda maillerle,ya da fiziki olarak portallardan bize bir sürü iş başvuruları geliyor. Ayda 1000 taneye yakın geliyordur. Biz belli kriterlerle bunları eliyoruz. Belli kriter nedir? İşte CV’si düzgün mü? Örnek projeleri bize hitap ediyor mu? İş tecrübesi var mı? Varsa düzgün mü? Yoksa niye yok? İşte senin yaşında ve iş tecrübesi yoksa normal. Benim yaşımda ve iş tecrübesi yoksa anormal bir durum söz konusudur. Hızlı hızlı CV’eri eliyoruz. Gözden kaçan da oluyordur muhakkak. Yani geri dönmediklerimizin “Eyvah, ben iyi mühendis değil miyim?” diye paniğe kapılmalarına gerek yok. Aradan kaçmış olabilirler. Bu 1000 kişiden 100-120 tanesine biz bir form gönderiyoruz. Bu formda bir de anket var. Bu anketin içerisinde “Evdeki bilgisayarının hangi işletim sistemiyle çalışıyor”dan tutun, “Hangi kütüphaneleri kullandın? Hangi SDK’ları kullandın?” gibi teknik sorular da var. Bir sürü soru var. Genellikle 120 kişiden 15-20 tanesi cevapları geri gönderiyor. 15-20 tanesini genellikle 1-2 kişi hariç hepsini burada mülakata çağırıyoruz. Mülakatta sözlü sınav yapıyoruz. Kod yazdırıyoruz vs. Genelde yarısı geçiyor. Dolayısıyla Pozitron’da mülakata çağırılanların %50’sini işe alıyoruz. 

Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyoruz.

Ben de çok teşekkür ediyor, tüm Sanalkurs ailesine ve okurlarına sevgiler gönderiyorum.

Yukarı Git