Marjinal Bir Reklamcı: Abdürrahim Sönmez

Marjinal Reklam'ın Art Director'ü Abdürrahim Sönmez'le reklam ajansları ve reklamcılık üzerine beğeniyle okuyacağınız bir röportaj gerçekleştirdik.

Abdürrahim Sönmez
Abdürrahim Sönmez

Marjinal Reklam€™ın Art Director€™ü Abdürrahim Sönmez€™le reklam ajansları ve reklamcılık üzerine beğeniyle okuyacağınız ve sektöre dair ipuçları veren hoş bir söyleşi gerçekleştirdik.

Öncelikle hakkınızda bilgisi olmayanlar için kendinizden bahseder misiniz?

1962 Mersin doğumluyum. Üniversiteye kadar kendi dünyasına kapanmış, hayal dünyası zengin bir çocuktum. Çok kitap okurdum, öyle ki o zamanlar Mersin İl Halk Kütüphanesindeki okunabilecek çoğu kitabı okumuştum. İlk gençlik dönemimde İtalyan bir oyuncu, Franco Gasparri hayranıydım. Saçlarımı onun gibi tarar, ona benzemeye çalışırdım. O zamanlar, ilerde bir film çekecem ve Franco Gasparri€™yi oynatacam diye hayal kurardım. Sonra üniversite geldi. Sinema okumayı istememe karşın, Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu, Radyo Televizyon bölümünü kazandım. Ailemden ayrılıp İstanbul€™a geldim. İlk yıllar yurtta kaldım, çok güzel dostlar kazandım, hala bazılarıyla arkadaşlığım sürer. Birara tiyatroya bulaştım. Bu çekingenliğimi biraz olsun üzerimden atmama yaradı. Çoğu amatör tiyatro grubunda olduğu gibi benim grubumda da bir sürü entrika dönüyordu. 1985'€™te çok üzülerek de olsa, bu tiyatro grubundan ayrıldım ve tiyatro defterini kapattım. Üniversitede sinema dersi de görüyorduk. Hocamız Alim ޞerif Onaran benim sinema yapmak için duyduğum isteği bildiği için bana yardımcı olmaya çalışmıştı. Ama şu lafı hala kulağımdadır. €œ

"Mersinli, (bana böyle hitap etmeyi severdi rahmetli) sen sinema yapmayı çok istiyorsun ama sen de hırs yok. Biraz hırslı olsana evladım. Bu piyasada başka türlü başarılı olamazsın."€

Aslında çok haklıydı. Ben de yeterince hırs yoktu. Gerçi o zamanlar genç bir yönetmen adayının film çekebilmesi çok zordu. Piyasada genç yönetmen diye 40 yaşlarındaki insanların adı geçerdi. Ama sonuçta Yeşilçam€™ın tozunu da bir şekilde koklamış oldum. İlk başta set fotoğrafçısı olarak adım attığım film piyasasında asistanlık, prodüksiyon ve yönetmenlik (tanıtım filmi ve klip) gibi deneyimlerim oldu. Ama günlerce kahve köşelerinde iş kovalamak hiçbir zaman hoşuma gitmeyen bir tarz oldu. Ne yazık ki o zamanlar bu işler böyle yapılıyordu.

Radyo €“ TV mezunu olmanıza rağmen reklamcılık yapıyorsunuz. Bu tercihin nedeni nedir? Sizi reklamcılığa iten ne oldu?

Başta da söylediğim gibi benim idealim film yapmaktı. Bu yüzden başlangıçta hep film piyasasına girmeye çalıştım. Bir ara Mahinur Ergun€™'un çektiği ilk filmde hem prodüksiyon asistanlığı, hem fotoğrafçılık, hem de kamera arkası için video çekimi yapıyordum. Boynumda fotoğraf makinesi, omzumda kamera ile çalışanların yemeklerini organize ettiğim bir zamanda Sinan Çetin setimizi ziyaret etti. Beni o halde görünce, herhalde hoşuna gitti. €œ"Sen benimle çalışacaksın, bana uğra"€ dedi. Bu aslında hayatımda dönüm noktası oldu. Çünkü o dönemde Sinan Çetin reklam filmleri çekmeye başlamıştı. Böylece ben de reklam sektörüne bulaşmış oldum. Sinan Çetin'€™in şirketi Plato Film iyi bir okuldu. Onun ilk ekibine dahil oldum ve herşeyle ilgilenmek durumunda kaldım. Bu bana çok şey öğretti. 1987-92 yılları arasında Plato Film'€™de çalıştım. Daha sonra evlendim ve kendi reklam şirketimizi kurmaya karar verdik. Yani biraz tesadüfi olarak reklamcılığa başladım. Gerçi bugünki aklım olsaydı, buna cesaret eder miydim, bilmiyorum. Biraz cahil cesaretiydi galiba, ama disiplinli çalışmamız sayesinde bugünlere kadar geldik.

Reklamcılıkta eğitim almadan bu işi yapmak isteyen genç arkadaşlara neler tavsiye edersiniz? Bir insanın kendi başına çabalayarak öğrenebileceği bir meslek midir reklamcılık? Bu sektörde diplomasız başarılı olmanın sırrı nedir?

Bizim zamanımızda bu işe ilgili okul diploması olmaksızın başlamak daha kolaydı. Biz buna alaylı olmak derdik. Ama şu anda eğitim kurumlarının sayısı ve kalitesi çok arttı. Her yıl yüzlerce reklam okulu mezunu piyasaya girmeye çalışıyor. Bunların arasından sıyrılıp, bir ajansta yer edinebilmek artık çok zor. Müthiş bir isteğiniz ve bilginiz olması gerekiyor. Bu noktada farklı okullardan mezun olmuş, fakat reklam sektöründe çalışmak isteyen arkadaşlara tavsiyem, bunun okulunu okumamış olsalar da kendilerini bu konuda iyi yetiştirmeleri gerektiğidir. İlgili kaynaklara ulaşıp (bu artık çok zor değil, bu konuyla ilgili yüzlerce kitap, binlerce internet sitesi var) bilgilerini artırmaları. Tabii sadece reklamcılık konusunda değil, sanat, toplumsal olaylar, sosyoloji, psikoloji gibi aklınıza gelebilecek her konu reklamcılığın ilgi alanında olabilir.

Ülkemizdeki insanlar her konuda bilgili olduğunu zannedip ahkam kesiyorlar. Dolayısıyla hiç reklamcılıkla ilgisi olmayan bir kişi de TV programlarında yorumlar yapabiliyor. Reklamcılığın bu kadar popüler olmasının sebebi nedir?

Sonuçta ülkemizde televizyon izleme oranı oldukça yüksek. Ve televizyon izliyorsanız sürekli reklam kuşaklarına maruz kalmanız da kaçınılmaz. Bu demektir ki ülkemiz TV izleyicisinin büyük çoğunluğu aynı zamanda iyi bir reklam izleyeni. Diziler veya maçlar arasındaki reklam kuşaklarına ne kadar kızsak da bu bizlerin reklam izlemesini engellememekte. Zap yaparak kaçma çabaları diğer kanaldaki reklam kuşaklarına takılarak sizi pes ettirmekte. Durum böyle olunca ister istemez reklam insanların ilgi alanına girmekte. Bazı gazetelerde reklam pastasından daha büyük pay alabilmek için, bünyelerinde bazı reklam üzerine yazan kişilere yer vermeye başladılar. Bu oyunun bir parçasıydı. Yoksa sıradan vatandaşların, reklamın mesajı nasıl verilmiş veya ürünü satmada başarısı ne olmuş gibi soruların cevabını merak ettiğini hiç sanmıyorum. Ama bir dönem böyle bir taktik uygulandı. Bence bu tamamen reklam alma yöntemi olarak geliştirilmiş bir taktikti. Nitekim Reklamcılık Derneği ödülleri varken, büyük bir yayın kuruluşu da reklam ödülleri vermeye başladı. Daha çok reklam almak, daha çok kazanmak gibi bir kaygıları olmasa niye var olan bir organizasyona alternatif bir organizasyon yapsınlar? Ama hiçbir reklam ajansı da çıkıp €œKardeşim, bizim saygın bir yarışmamız zaten var, bu da neyin nesi€ diye sormadı. Aksine €œ Bravo, sektöre kan getirdiniz, sektörümüz gelişiyor€ gibisinden destekleyici mesajlarla, yarışmadan birkaç ödül kapsak krdır mantığıyla hareket ettiler.

Reklam ajansı kurmak çok sermaye gerektirmeyen, hatta sermayesiz bir iş diyebiliriz. Matbaalar leasing€™le matbaa makinaları aldı. Reklamcıların sayısının artması ile birlikte, matbaacılar da makinaların parasını çıkarmak için çok ucuza işler yapmaya başladılar. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında reklam ajansı kurmak sermayesiz bir iş değildir. Sermayeniz yaratıcılıktır ve yaratıcı insanları çalıştırmak için iyi ücretler ödemeniz gerekir. Burada insana yatırım yaparsınız. Tabii bunun yanında şöyle de bir gerçek var; her yıl reklamcılık sektörüne katılmak isteyen birçok mezun çıkıyor. Bir de piyasada bir şekilde bulunmuş ve bu işe devam etmek isteyen kişiler var. Piyasadaki kurumsal reklam ajansı sayısı belli. Bunların sağladığı istihdam belli. Peki ne olacak? O zaman birileri zor şartlarda da olsa yeni ajanslar kurmaya başlayacak ve rekabet edebilmek için de fiyat kıracak. Çünkü başka çaresi yok. Büyük kurumsal ajanslar sonuçta piyasadaki yetenekli insanları bünyesine katıyor, ajansın gücüyle birçok işi çok daha iyi halledebiliyor. Ama bunun maliyeti de yüksek olduğu için, yeni kurulmuş küçük bir ajansın fiyatlarıyla rekabet edebilmesi de söz konusu değil. Reklamveren reklam ajansı seçme işini de muhasebeci mantığıyla yaparsa, sonuçta bu küçük ajanslar da iş almış oluyorlar. Bu söylediklerimden küçük ajansları küçümsemek gibi bir anlam çıkmasın. Ama kurumsal bir ajansın uzun vadede sağladığı avantaj ve güveni, yeni kurulmuş ve ne kadar hayatta kalacağı belli olmayan bir ajansın vermesinin zor olduğu da ortadadır. Rekabet tabii ki serbest piyasanın gereği, ama haksız rekabet değil. Kurumsallaşmış ajanslara göre daha küçük çapta olan işletmeler, müşterisine vaadde bulunurken gerçekçi olmalıdır. Fiyat kırıp işi nerdeyse bedavaya kotarmaya çalışarak aslında hem kendisine, hem de piyasaya zarar verir. Her çalışmanın bir bedeli vardır ve müşteri bunu ödemek zorundadır. Bu yüzden tüm reklam ajansları, en azından piyasada kabul edilen taban fiyatları uygulamak zorundadır. Günümüz Türkiye€™sinde temizlik malzemelerine bile %100 zam gelirken, reklam tasarım fiyatları olduğu yerde saymaktadır. Bu da sektör çalışanları olarak bizi mağdur duruma düşürmektedir. Ama bunun nedeni de bir noktaya kadar yine bizim sektörümüzdür. Birlikten güç doğar. Sektör belli prensiplerde uzlaşmalı ve bunu uygulamalıdır. Matbaa matbaacılığını bilmeli, ajans da ajanslığını. Bunu ihlal edenler dışlanmalıdır. Reklamcılığa soyunan matbaaya diğer ajanslar kesinlikle hiçbir baskı işini vermemelidir. Gerçi yakın zamana kadar bu işler böyle yürüyordu ama son dönemde ortalık toz duman oldu. Kimin ne iş yaptığı belli değil. Sınırlar eskisi gibi keskin değil artık.

Hemen hemen her matbaanın kendine ait bir reklam ajansı var diyebiliriz. Bu şekilde baskı sektöründe olan reklam ajanslarının akıbeti hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu tamamen bindiğiniz dalı kesmektir. Matbaacılık ayrı bir uğraş, reklamcılık ayrı bir uğraştır. Bir müşteri, direkt olarak matbaa ile neden çalışır? Tabii ki maliyeti minumumda tutmak için. Minumum rakamlara iş yaptığınız zaman da iyi bir grafiker, iyi bir sanat yönetmeni, iyi bir metin yazarı, iyi bir müşteri temsilcisi besleyecek geliri elde edemezsiniz. Çünkü bir broşür bastırdığınızda bunun maliyeti sadece boya ve kağıt masrafı değildir. Yaratıcı çalışmanın da bedelini ödemek durumundasınız. Ama ne yazık ki günümüzde dahi, yaratıcılığa bir bedel ödemek insanlara zor geliyor.

Reklamcılığın bir anlamda şekli değişiyor diyebiliriz. Çok büyük firmaların web site tasarımlarına bakıyoruz tasarım ya çok kötü, ya da bir yerlerden kopyalanmış. Ayrıca broşür ve katalog olayı hala çok önemli. İnsanlar hala bir şeylere dokunmak, almak istiyor. Ama şu an çok güzel tasarımlı broşürler yavaş yavaş yerini kötü tasarımlara bırakıyor. Fotoğrafın filmden çıkıp dijital olması müşterilerin fotoğrafa para vermek istememesine sebep oluyor. Reklamda ilerlemek şöyle dursun, azımsamayacak sayıda firma geriye gidiyor. Bu gidişat daha ne kadar devam eder? Bu konudaki düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

Değişim kaçınılmaz. Þartlara ayak uyduran ayakta kalacak, diğerleri elenecek. Þu anda bizlere ters gelen davranış biçimlerini, belki üç-beş yıl sonra normal olarak algılayacağız. Dijital çağın hızlı bir değişime yol açması bizi ürkütebilir ama sonuçta uyum sağlayacağız. İlk Mac€™ler çıktığında da benzer çelişkiler yaşanmıştı. Pistole kullanımında uzmanlaşmış insanlar vardı ve bunlarla çalışmak için sıraya girerdiniz. Þimdi Photoshop programında pistole atmak çok basit bir hale geldi. Bu kötü mü sizce? Tabii ki hayır. Ama teknolojinin bu kadar yaygınlaşması herkesin bilgisayar başında bu işleri yapabileceği duygusunu veriyor. Bence yanlışlık burada. İş, sadece teknolojiyi kullanmak değildir, bir de yaratıcı ve estetik yanı vardır. Hedef kitlenin hoşlanacağı estetiği yakalamak da reklamcının uzmanlık alanıdır.

İleride Türkiye€™de reklamcılık nasıl olacak? Ya da şöyle diyelim; Türkiye€™de reklamcılık nereye gidiyor diyebiliriz?

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye de de reklamcılığın kuralları yeniden yazılıyor. Büyük reklam ajansları teknolojiye ayak uydurmaya çalışıyor. Türkiye gibi genç bir nüfusun olduğu bir ülkede ise gündelik trendleri takip edebilmek ve buna göre hareket planları çıkartmak daha önemli bir hal alıyor.

Grafikerlik, reklam, fotoğrafçılık gibi meslek dallarının okulunu bitiren kişiler, sektörün içine girdikleri zaman, birçogu bu bilgi birikimlerini iş hayatında uygulamaya dökemiyorlar. Bu durum hakkındaki düşünceleriniz neler?

Reklamcılık yaratıcı bir iştir ama bu size sınırsız bir özgürlük sağlamaz. Size müşterinizin beklentileri doğrultusunda bir sınır çizilir. Siz bu alan içinde hareket edebilirsiniz. Bir ressamın sınırını tuvali ve fırçası belirler, yani sınırsız özgürlüğü vardır. Bir müzisyenin notaları, bir tiyatrocunun sahnesi. Buradaki kaçırılmaması gereken nokta reklamcının sanatçı olmamasıdır. Sanat dallarından beslenmeli ama kendini sanatçı olarak görmemelidir, aksi halde mutsuzluğa ve memnuniyetsizliğe mahkum olur.

Yaptığınız işlerde sizi en çok heyecanlandıran ve sizin hoşunuza giden iş hangisidir?

Ben şu sıralar yönetici pozisyonunda olduğum için tasarımlara sadece bir takım öneriler getirebiliyorum. Çıkan çalışmalar ekibimdeki diğer arkadaşlara ait. Yani çektiğim fotoğraflar dışında artık benim elimden çıkan bir iş yok.

Sanalkurs.net olarak bir araya geldiğimiz İzmir toplantılarında olsun, bir kaç grafiker veya reklamcı arkadaş toplanınca olsun, sizin ismininizin geçmemesi mümkün değil. Merak ettiğimiz bir şey var: Abdurrahim Sönmez daha ne zamana kadar bizleri yazılarından mahrum edecek?

Benim yaklaşık 5 senedir yeni tutkum fotoğraf oldu. Model fotoğrafı çalışmak ve bunların rotüş işlemini yapmak bana büyük zevk veriyor. Tabii oldukça da vaktimi alıyor. Bu yüzden işim dışında başka hobilerime vakit ayırmam çok zor. Bunun yanında alanında çok yetkin ve gündemi takip eden yeni yazar arkadaşlar var piyasada. Onların enerjisi, eminim okurlara daha faydalı çalışmalar sunacaktır.

İleriki yıllarda gerçekleştirmeyi düşündüğünüz projeler var mı?

Yakın gelecekte Muammer Yanmaz ile birlikte bir dijital fotoğraf eğitim DVD€™si çıkartmayı planlıyoruz. Çalışmalarımız sürüyor.

Sanalkurs.net sitesi bildiğiniz gibi ücretsiz dersler yayınlamakta. Bu bağlamda sitenin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Artık internette bilgiye rahatlıkla ulaşılabiliyor. Ama işimize yarayacak nitelikli bilgiye ulaşmak, eğer yöntemini bilmezseniz gerçekten zor. Bu yüzden ciddi içerik sağlayan bu tür sitelerin varlığı çok önemli. Yakın zamana kadar Türkçe kaynak bulmakta zorlanırken, şimdilerde gereksiz bilgi karmaşasıyla uğraşıyorsunuz. Sanalkurs.net de içeriğini zengin ve güncel tutarsa eminim tasarım dünyasında en çok başvurulan Türkçe sitelerin başında gelecektir. Tabii bunun yanında internet teknolojisi o kadar hızlı gelişiyor ki, gelecekte neler olacağını tahmin etmek gittikçe zorlaşıyor.

Teşekkür ederiz.

Fatih Nebioğlu
Meslekle ilgili çeşitli akademi ve kurslarda özel eğitimler alarak mesleğin eğitim kısmını tamamladı. Meslek hayatında fotoğraf stüdyosu, reklam ajansı, matbaa gibi işin özü olan her türlü mutfaktan geçerek profesyonellerle çalışma imkanı buldu ve deneyim kazandı. Fashion, model, reklam, ürün, otel ve mekan fotoğrafçılığı alanında sayısız projede yer aldı ve başarıyla teslim etti. Dünya genelindeki yabancı fotoğraf ajanslarına profesyonel fotoğraflar, ilüstrasyonlar üreterek alanında ulaşılması zor rekorlara ve ödüllere imza attı. Dünyanın en az 90 ülkesinde toplamda 150bin´den fazla kitleye ulaştı. Mesleki yatırım ve yükselişinin basamaklarını da bu başarılar oluşturdu. Düğün ve evlilik alanında artan fotoğrafçı kirliliği, tüm gücünü bu alana yöneltmesine vesile oldu. Bütün mesleki yetenek ve deneyimini, düğün fotoğrafçılığı alanında model konseptinde çekimler üreterek zirveye taşıdı. Çağın getirdiği her türlü yeniliği sanatsal bir bakış açısıyla insanlara sunmak onun en büyük mutluluğudur.

Yukarı Git