Hollywood'tan Bir Efekt Ustası: Muzaffer Korkut

Lucas Film Stüdyoları'ndan Türkiye'ye, Amerika'da büyük film stüdyolarında başarılı çalışmalara imza atan önemli bir ismi konuk ediyoruz.

Muzaffer Korkut
Muzaffer Korkut

Kimdir Muzaffer Korkut? Nerede doğmuştur, neler yapmıştır, bugünlere nasıl gelmiştir, ordan başlayalım isterseniz...

1972, İstanbul doğumluyum. Eskiden beri bir ilgim vardı, bununla ilgili ilk çalışmaları lisede sıraların üzerine film afişi yaparak dikkatleri çekmiştim. Sinema filmlerin mevcut afişlerini ders sırasına yapardım. Ancak sinemaya karşı bilinçsiz bir ilgiydi bu. Aslında ilgimi çeken sportif aktivitelerdi. Liseyi bitirince de bir mühendislik bölümü okuyup paçayı kurtarmayı düşünüyordum. Ama yeteneğim o kadar da iyi değildi bu tür bölümler için.
1991 gibi Güzel Sanatlar bölümüne gitmeye karar verdiğimde şok edici bazı gelişmeler yaşadım. Okula öğrenci alımında rüşvet olayları döndüğüne şahit olduğumda çok ciddi anlamda hayal kırıklığına uğradım.

Bir dakika, güzel sanatlar bölümünde rüşvet olaylarıyla mı karşılaştınız?

Evet, evet, gerçekten. Düşünsenize, çok çok yetenekli kişiler sırada beklerken hediye götüren, ahbaplık, tanışıklık sebebiyle yakınlık kurmuş olanlar rahat bir şekilde gözlerimin önünde kayıt yaptırdılar. Çünkü karar verme mekanizmaları tamamen sınavda değerlendirmeyi yapan hocaların tasarrufundaydı. Bu tür olaylara şahit olunca güzel sanatlar okuma konusunda şevkim kırıldı. Vazgeçtim ve hayatımı artık kendi akışına bıraktım.

Grafik tasarıma olan ilgimi devam ettirirken bir arkadaşım vasıtasıyla bir firmada grafiker olarak çalışmaya başladım. Üç yıl kadar grafıker olarak farklı reklam ajansı ve matbaalarda broşür, katalog, kurumsal kimlik, ilan, afiş ve benzeri işler yaptım.

O zaman 3D ile ilgili bir merakınız yoktu ama?

Hayır, asıl 3D’ye merakım askerde iken başladı. Vakit ve imkanlar da sağlanınca Lightwave 4 programı ile çalışmaya başladım. O zamanlar render motoru en kuvvetli programlardan biriydi. Modelleme teknikleri de bir hayli iyiydi. Askerlik sonrası, 1998 yıllarına tekabül ediyordu sanırım, bir reklam ajansında grafik tasarımcı olarak çalışmaya başladım yine. Grafik tasarım ile uğraşırken 3D’ye merakım da hala devam ediyordu. Bu arada kendimi tanıma ve arama uğraşım da aynı şekilde sürüyordu.

Çalıştığım reklam ajansında yaşadığım bir hadise beni grafik tasarımdan tamamen koparttı. İSKİ için faaliyet raporları içeren bir broşür hazırlıyordum. Çalışmayı kısa sürede yetiştirmem gerekiyordu ve geceli gündüzlü üzerinde uğraşıyordum. Çok büyük boyutlu bir çalışmaydı, yer açmak için bilgisayardaki lüzumsuz dosyaları silmem gerekebiliyordu zaman zaman. Çalışmanın bitmek üzere olduğu bir akşam hard diskte yer açmaya çabalarken yanlışlıkla bu çalışma dosyasını silmişim. Bir anda tüm uğraşlar, geceli gündüzlü yorulmalar hop uçuverdi. Söz konusu proje İSKİ’ye ait bir proje ve firma için de hayatî önem taşıyordu haliyle.

Harddisk kurtarma programları ve firmaları yok muydu?

Hayır canım, nerde o zaman şimdiki gibi imkanlar? O günkü şartlarda harddiski kurtarma şansımız olmadı. Yurtdışında görüştüğümüz birkaç firma çok fahiş ücretler talep ediyordu, ayrıca garanti vermiyordu kurtarılabileceğine dair.

Bizimse sıkıntımız zaman noktasındaydı. Yapacak bir şey kalmayınca tüm ekip toplandık, bereket ki çıktı olarak aldığımız ozalit baskının filmleri vardı. Değiştirilmesi gereken sayfaların yeniden yapılması için ajansta çalışan arkadaşlarla iş bölümü yaptık. Üç gün uykusuz bir şekilde geceli gündüzlü çalışarak projeyi sonuçlandırdık.

Bu iş sonrası grafikerlik mesleğini bırakmaya karar verdim. Bu şekilde iş yapamayacağımı düşünüyordum. Gidip o zamanın şartlarına göre iyi özelliklerde bir bilgisayar aldım ve 3D’ye başladım. Yıl 1999 sıralarıydı ve internete dial-up ile bağlanılıyordu. Yapabildiğim kadarıyla araştırmaya başladım. Yabancı kaynaklardan yararlanarak kendimi geliştirdim.

İlk ciddi 3D çalışmalarınız hangileriydi?

Bu dönemdeki ilk ciddi 3D çalışmalarımdan biri Sigarayla Savaşanlar Derneği için yapmış olduğum karakter animasyonu oldu. Mezar kazan sigaraları anlatan bu animasyon TV’lerde sık sık yayınlanmaya başladı. Yıllarca da yayınlandı. Benim için önemli bir başlangıç oldu bu animasyon. Ayrıca çok önemli bir teşvik mahiyetindeydi. Arada belirtsem iyi olacak, bu animasyon çalışmasında para kesinlikle mevzubahis olmadı. Daha sonra Otomobilciler Derneği için 3D bir çalışma hazırladım. Kızının doğum gününe yetişmeye çalışan bir babanın yolda karşılaştığı Rock’çı bir motosikletliyle yarışa girmesi ve kaza geçirmesi ile ilgili bir animasyondu. Modelleme ve kurgusu için 3 ay kadar uğraşmıştım. O günkü programların imkanlarıyla bugün bile nasıl yaptığıma şaşırdığım bir çalışmadır.

Türkiye’den sizi Amerika’lara kadar koparan neydi peki?

Bebek’te yeni açılacak bır diskonun 3 boyutlu mimari görselleştirilmesi istendi. Üzerinde ciddi emekler sarf ederek hazırladığım bu çalışmadan paramı almakta o kadar zorlandım ki, parayı tahsil etmek için normalin dışında yöntemlere başvurmak zorunda kaldım. Bu olay benim için bir başka dönüm noktası oldu. Türkiye’deki şartlar ve insanların bakış açısı çok etkiledi. Bu mesleği yapacaksam artık Türkiye’de olmayacağını anlayınca Amerika’ya gitmeye karar verdim. Yıl 2000’di sanırım, eğitim amaçlı vize alarak yola düştüm. Amacım hem dilimi geliştirmek ve aynı zamanda da işimi yapmaktı.

Gidince hemen iş bulabildiniz mi peki? Sonuçta ilk kez gidiyorsunuz?

Gittikten 3 ay sonra bir TV firmasında Motion Grafik Sanatçısı olarak çalışmaya başladım. Jenerikler, hareketli yazılar gibi işler yapıyordum. Modelleme için Lightwave kullanıyor, Digital Fusion programıyla da compositing yapıyordum. Yaklaşık 1.5 yıl kadar burada çalıştım. Bu sırada Naked Project’in yönetmenlerinden olan Pier Luca De Carlo (pierlucadecarlo.com) ile tanıştım ve ona özel projeler hazırlamaya başladım. Pier Luca Türkiye’de de Pantene, L’oreal gibi büyük firmalara reklam çeken bir yönetmendi aynı zamanda. Bir yandan ona iş yaparken, diğer yandan da Santa Monica College Film Studie’de eğitim almayı sürdürüyordum.

2003’te Türkiye’ye geldim. Artık kendi ülkemde devam etmek istiyordum. Ne yazık ki, 3D sektöründe bir gelişme olmadığı için tekrar düşünmeye karar verdim. Bu esnada, Kanada’da daha önce başvuru yaptığım Vancouver Film School (vfs.com)’dan başvurumun kabul edildiğine ve kısmı bir bursla okuyabileceğime dair bir yazı gelince oraya gittim. Okul esnasında çok başarılı projeler hazırladık. Okul bittiğinde hazırladığımız bu projeler, dönem bitirme projem ve diğer çalışmalarımla stüdyolara başvuru yaptım. Demolar gönderdim. Çok geçmeden, AnthemFX firmasından iş teklifi aldım. 1,5 yıl çeşitli projelerde Generalist olarak çalıştım.

Daha sonra Montreal’da Meteor Stüdyoları’ndan “Journey to The Center of The Earth” (Dünyanın Merkezine Yolculuk) filminde FX Animation Artist olarak çalışmak üzere teklif alınca oraya geçtim. Yaklaşık 10 ay kadar burada çalıştım. Proje bitince yine Mont Real’de bulunan bir başka stüdyoda FX Artist olarak çalışmalarımı sürdürdüm. 2007’de Türkiye’ye geldim ve bir ay kadar bir süreyle Arog filminde FX Set Danışmanlığı yaptım.

Neden bu kadar kısa sürdü?

Öncesınde LucasArts ile bir kontrat imzalamıştım ve çağrıldığımda gitmem gerekiyordu. İşte bu kontrat gereği bir ay sonra FX Animation Artist olarak çalışmak üzere Singapur’a geçtim. Burada 10 ay boyunca Clone Wars isimli animasyon projesinde çalıştım. Bu bir TV dizisiydi. Ancak Singapur’a adapte olamayınca çeşitli sağlık sorunlarım baş gösterdi, daha fazla devam edemeyince Türkiye’ye zorunlu dönüş yaptım.

En son dönüşünüz bu herhalde. Şu anda ne yapıyorsunuz, bir proje var mı dahil olduğunuz?

Şu an bir Türk filminin CG Süpervizörlüğünü yapıyorum. Henüz daha başlangıç safhasında olduğundan bilgi vermem doğru olmaz diye düşünüyorum.

Yaptığınız işi tam olarak nasıl tanımlayabilirsiniz? Türkiye’de böyle bir sektör var mı?

Yaptığımız iş sinema sanatı, güzel sanatlar, daha farklı bir ifadeyle abartı sanatı. Bu sektörü görsel kalitesi yüksek ve eğlenceli hale getirmeye çalışıyoruz. İşimizin en önemli kısmı, yapılması imkansız olan bir şeyi veya yapılması çok pahalı olan bir anı biligsayar ortamında oluşturmak. Türkiye’de böyle bir sektör var, ancak yurtdışı ile kıyaslamamız mümkün değil elbette.

Amerika’da bu sektöre dahil olmak için ne yapmak gerekiyor? “Ben işi biliyorum” diye sizin yaptığınız şekilde direkt gidilse olur mu şimdi?

Amerika’da bu sektöre girmek gerçekten çok zor. Şu zaman ve şartları göz önünde bulundurursak, benim yaptığım deliliği yaparak gidip çalışmak neredeyse imkansız artık. Ancak ciddi bir gayret gerekiyor. Böyle bir işe teşebbüs ediyorsanız, bu işi nerede öğrendiğinize dair verilebilecek ciddi bir de yanıtınız olmalı. Kendi kendime öğrendim, bir ustanın yanında öğrendim, özel ders aldım cevapları kabul edilemez cevaplar sınıfına giriyor. Önceden VHS kasetlerle çalışmalarınızı göndermelisiniz ki, adamlar incelemeli, bakmalı, eğer beğenilirse zaten sizi çağırıyorlar.

Örneğin, Amerika’ya ilk gittiğim sırada kendime o kadar güveniyordum ki, Digital Domain firmasının kapısına elimi kolumu sallaya sallaya vardım. Bilenler bilir, film efektleri, karakterler, film materyalleri hazırlayan, neredeyse bütün büyük filmlerde yer almış ciddi bir firmadır Digital Domain. Örneğin Brad Pitt’li “Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi” filminin görsel efektlerini yaptı. (Digitaldomain.com) Kapıdaki görevliye yarım yamalak İngilizcemle burada çalışmak için başvuru yapmak istediğimi ve yetkili biriyle görüşmek istediğimi söyledim. Görevli gayet nazik bir ifadeyle bunun mümkün olmadığını belirtti. Fakat Türkiye’den bunun için özel olarak binlerce kilometre mesafe kat ederek geldiğimi vurgulayarak o kadar ısrar ettim ki, görevli beni bir yetkiliye görüştürmeye karar verdi. Görüştüğüm yetkili, burada işlerin bu şekilde yürümediğini, bu stüdyoda çalışmak isteyenlerin çalışmalarını bir VHS kaset şeklinde ellerine ulaştırmaları gerektiğini, eğer izleyip etkileyici bulurlarsa o kişilerle ancak o şekilde temasa geçtiklerini belirtti.

Hangi projelerde yer aldınız ve ne tür görevler üstlendiniz?

Masters of Horror (Korkunun Ustaları) serisinden, Pelts, The Fair Haired Child (Sarışın Çocuk), Dance of The Dead (Ölüm Dansı) isimli TV filmlerinde çalıştım.

Ayrıca Merlin’s Apprentice (Merlin’in Çırağı), Son of The Dragon (Ejder’in Oğlu), Final Days of Planet Earth (Dünya Gezegeninin Son Günleri), Butterfly Effects 2 (Kelebek Etkisi 2), Clone Wars (Klon Savaşları - Animasyon), Journey to the Center of The Earth 3D (Dünyanın Merkezine Yolculuk 3D) gibi filmlerde de çalıştım. Bu filmlerde, Generalist, Match Moving (Camera Tracking, Object Tracking Layout), FX Artist gibi görevler yaptım.

Güzel sanatlar okumak şart mı bu tür konularda başarılı olmak için? Çoğu gencimiz güzel sanatları kazanamıyor ama kabiliyeti var. Vaz mı geçmeliler, ya da nasıl devam etmeliler?

Aslında azimli olmak şart. Güzel sanatlarda okuma şansı bulabilenler, mevcut yeteneklerini çok daha fazla ileriye taşıyabileceklerdir. Okumak çok fark ediyor. Mesela ben Kanada’daki film okulunu bitirdikten sonra profesyonelleşmeye başladım. Kazanamayanlar tekrar denemeliler. Ayrıca kendilerinde ciddi bir potansiyel görenlerin her yolu denemelerini öneriyorum. Ama illa ki Türkiye’de kalmaları da gerekmiyor.

Siz de güzel sanatlar okumadınız, ancak yurtdışında bu konuda ciddi bir eğitim almışsınız. Hayat sizi yurtdışına sürüklemese idi, yine bu seviyede olabilmeniz mümkün müydü?

Zannetmiyorum, hem bu seviyede olmazdım, hem de bu işi yapıyor olmazdım. Sonuçta eğitim almak işin en önemli aşaması.

3 boyutlu çalışmalar yapıyorsunuz. Türkiye’de bu konuya duyulan ilgi de gün geçtikçe artıyor. Meraklılarına hangi programları öğrenmelilerini önerirsiniz?

Autodesk firmasının neredeyse bütün 3D programları kendi bünyesine katmasıyla bu alanda bir anlamda tekelleşme oluşmuş gibi duruyor. İsim vermek gerekirse, Maya, Houdini, Soft Image, 3D Studio Max, Lightwave programlarından en az birini öğrenmeleri lazım. Ayrıca FX artist olmak isteyenlerin mutlaka bir compositing programı kullanması şart. Dünyada ve Türkiye’de 3D program bilenlerden ziyade, compositing programları bilenler daha çok aranıyor, hatta daha çok kazanıyor. En önemli compositing programlarını belirtmek gerekirse Nuke, Shake, Fusion, After Effects, Combustion programlarından birini öğrenmeleri iyi olur. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de en çok After Effects ve Fusion kullanılıyor.

Kişisel olarak iyi bir animasyon yapabilmek için ne tür bir alt yapı gerekir? Sadece program bilmenin bu işe etkisi nedir?

Klasik animasyon tekniklerini bilmesi gerekiyor. Bu işin okuluna gitmek gerekir. İyi bir eğitim almayan birinin iyi bir animasyon yapması çok zor, ama imkansız diyemeyiz. Kısacası program bir araç. Basit bir çuval animasyonu ya da top animasyonu için bile animasyon tekniklerini iyi bilmek lazım.

Bu meslekte başarılı olmak için çizim yapabilme kabiliyeti şart mı?

İyi bir ses yorumcusunun kalkıp bu işi yapması düşünülemez. Dolayısıyla çizim kabiliyeti olması büyük bir avantajdır, ancak çizim kabiliyeti şart diyemem. Bununla birlikte, kesinlikle sanatsal gözü ve sağlam bir bakış açısı olmalı. Hem sanatsal kabiliyeti ve hem de teknik yeteneği olanların önü daha açık, onu belirtmekte fayda var.

Sinemalarda izlediğimiz bir film ya da bir animasyon kaç farklı aşamadan oluşuyor? Yani, bir filmin oluşması için kaç sayıda uzmanlık alanı vardır?

Bir film, PreProduction, Production ve Post Production olarak 3 evreden oluşur. PreProduction, filmden önceki ön çalışmadır. Storyboard, skeçler, çizimler, previz gibi artwork’lar burada yer alır. Production kısmı üretimle ilgilidir. Filmde bilgisayar kullanılacaksa, setin efektler için ayarlanması gerekir. Digital karakterlerle setler içi modellemeler başlar. Setten gelen görüntülerin modeling, match moving, layout, animation texturing, FX animation, compositing gibi aşamaları burada gerçekleşir. Post Production, montaj ile ses efeklerinin oluşturulduğu aşamadır. Aşamaları ele aldığımızda çok sayıda uzmanlık alanı gerektirdiği de görülüyor zaten.

Ciddi bir animasyon filmi için ne kadar süre, kaç kişilik bir ekip ve ne çapta bir stüdyo gerekir?

Bir yıldan daha fazla ön araştırma ve ön hazırlık sürer. Film yapım süresi de ulaşmayı düşündüğünüz kaliteye göre değişir. Aslında göreceli bir süre. Ancak ortalama 2 – 2,5 yıl dersek herhalde yanılmış olmayız. Fakat, Türkiye’de bu sürenin çok daha uzun olması kaçınılmaz. Ekip anlamında da sadece artist / sanatçı olarak minimum 40 kişi gerekir diye düşünüyorum. Hacimsel anlamda bu insanları bir arada tutabilecek çapta düzenlenmiş bir mekân yeterli olabilir.

Şu anda diyelim ki, ilgili programlara vakıf arkadaşlarımız var. Bunlar kendilerini nasıl ciddi bir seviyeye taşıyabilirler, neler yapabilirler?

Hevesli olmaları, çok iyi para kazanabileceklerini ummadan kendilerini geliştirebilecekleri işler yapmaları ve bu gelişim döneminde para kısmını göz ardı etmeleri gerekiyor. İşin esası merak etmek, hevesli olmak ve azmi elden bırakmamak.

Lucas Stüdyolarında Yıldız Savaşları’nın yaratıcısı George Lucas ile bir dönem çalışma şansınız oldu. Nasıl bir ortamda ve mekânda çalışıyor insanlar?

Çoklu bir kültür var öncelikle. Dünyanın her yerinden insanlar çalışıyor. Başarısını kanıtlamış ve yetenekli insanlar. Hepsi sanatçı. Sabah 9.00, akşam 6.00 anlayışından ziyade görev amaçlı çalışılıyor. Birimler var, herkes ilgili olduğu birimde görevini yürütüyor. Bu tür stüdyoların en önemli özelliği devlet tarafından desteklenmesi. Lucas’ın benim gördüğüm bir diğer özelliği de, dünyanın neresinden olursa olsun, getirdiği sanatçılarla çalışması için kendi vatandaşı genç yetenekler tayin ediyor ve kendi ülkesinden bu gençlerin de yetişmesini sağlıyor.

Son günlerde, gerek Shrek olsun, gerek Buz Devri gibi önde gelen animasyonlarda facial animation, yani yüz mimikleri noktasında kusursuz denebilecek sonuçlara ulaşıldığını görüyoruz. Bu nasıl mümkün oluyor?

Programların yetenekleri artıyor. Motion Capture sistemleri sürekli geliştiriliyor. Bu sistemler yüzdeki mimikleri yakalayan teknik ve yöntemleri içeriyor.

İlk sohbetimizde Loop Developer diye bir oluşumdan bahsetmiştiniz. Amerika’da animasyon stüdyolarının bu insanlara ciddi yatırımlar yaptığını ve çok ciddi şekilde önemsendiğini belirttiniz.

Bir projeye başlamadan önce ya da devam ederken filmin genel görünüşünü ve efektlerini tasarlayan insanlar bunlar. Sırf bu bölüme yatırım yapan stüdyolar var. Alt yapıyı geliştiren ve hazırlayan kişiler. Haliyle de film için önemli bir iş yapıyorlar.

Animasyonlar konusunda merak edilen bir konu da, bu kadar gerçekçi yapılan karakterler için gerçek hayattan modeller kullanılıp kullanılmadığı. Var mı böyle bir durum?

Evet, öncesinde çeşitli modellemeler yapılıyor, Ama genel olarak bilgisayar ortamında oluşuyor.

Animasyonlarda şu an en çok dikkat edilen konu seslendirmelerin ünlü sanatçılara yaptırılması. Bu seslendirmeler nasıl gerçekleşiyor? Sonuçta bir animasyondan bahsediyoruz; seslendirmelere göre mi animasyon yapılıyor, yoksa animasyon önce yapılıp sonra mı seslendirme yapılıyor?

Önce karakter tasarımı yapılıyor, sonra ona bir kişilik giydiriliyor. Bu karakter, mesela deniliyor ki, Eddie Murphy’nin bir filmindeki şu karaktere çok benziyor, onun filan filminde canlandırdığı kişideki afacanlık ve çok bilmişliğe sahip, o seslendirirse de çok iyi olur.

Örneğin Shrek’te eşeği Eddie Murphy seslendirmişti. Yine aynı şekilde, diyelim ki bir karakter oluşturuldu. Ekipten biri diyor ki, “bu bana Cem Yılmaz’ın Gora’daki Arif’in karakteristik özelliklerini çağrıştırdı.” Üzerinde konuşuluyor, bunu en iyi kim seslendirir, “olsa olsa Cem Yılmaz” deniyor mesela.

Sonra seslendirme üzerine Lip Syncing (Dudak Hareketleri) dikkate alınarak animasyon geliştiriliyor.

9 ay boyunca Clone Wars denilen dünyaca ünlü animasyon projesinde yer aldınız. Bu projeden bahseder misiniz biraz?

Bu projenin başlaması Singapur hükümetinin bir stratejisidir. Amerika’da biliyorsunuz görsel efekt dendi mi akla gelen belli başlı şehirler var, Avrupa’da da öyle nitekim. İşte Singapur Asya’da görsel efekt denildi mi ilk akla gelen şehir olmak, bu konudaki artistleri bir araya toplamak için uğraş veriyor. Hükümet bu konuda stüdyolarla konuşarak orada yerleşmesi için ciddi destekler veriyor. Örneğin, Lucas Studyoları ile görüşülüyor ve orada bir firma kuruluyor. Ben de Lucas’la anlaşma yaptım ve orada görev aldım.

Animasyon ve görsel efekt meraklısı ve uzmanı kişilerin bu işi en iyi yapabileceğini düşündüğü yerler neresidir?

Avrupa’da İngiltere / Londra başı çekiyor. Son zamanlarda gelişen Almanya / Münih’i de dâhil edebilirim. Amerika’da Los Angeles ve New York var. İkisi başı çekiyor. Kanada’da Toronto ve Meksika bu işin diğer merkezleri.

Türkiye’de animasyon denemeleri yapıldı. Zaman zaman sinema filmlerinin de animasyonlarla desteklendiğini görüyoruz. Türkiye’deki bu tür denemeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Türkiye bu noktada ne aşamada?

Türkiye’de bu işe profesyonel bakan eleman sayısı az. Sektörde profesyonel ve iş üretme kabiliyeti olan insan da çok yok. Bunun en büyük nedeni sektörün pek gelişmemesi. Teknik bilgi ve vizyon eksikliğinin rolü bunda çok büyük. Ama iyiye gittiğini söyleyebiliriz. Bu iyiye giriş biraz da yatırımlara bağlı. Yatırımlar artarsa imkanlar artacak, kaliteli insanlar ortaya çıkacak, cesaretlenecekler. Peşinden de güzel işler.

Ülkemizde görüntülü reklamlar konusunda ciddi emekler sarf ediliyor. Gerçekle animasyonu birleştirme noktasında sanki reklam çalışmaları daha iyi bir başarı yakalamış gibi?

Reklam filmlerinin bütçesi yüksek oluyor. Bu nedenle iyi çalışmalar yapılıyor. Ayrıca reklam firmaları belli sayıda olduğundan çalışanlarının Türkiye’deki en iyi elemanlardan oluştuğu bir gerçek. Bu iş bununla doğru orantılı. Sonuçta sinema filmi yapmıyorlar.

Beğendiğiniz uygulamaları içeren filmlerden örnekler verebilir misiniz?

Kendi içinde stilize olarak değerlendirirsek, Sin City çok iyi. Açıkçası görsel efektleri iyi olduğu belirtilen 300 Spartalı filmini pek beğenmiyorum. Benjamin Button da dijital karakter özellikleri ve facial placement (yüz yerleştirme) açısından çok özel yeri olan bir filmdir. Ayrıca Gladyatör filmini de çok beğendiğimi eklemeliyim.

Sanalkurs dergisi okurlarına son olarak neler söylemek istersiniz?

Benim iki tarafa da şöyle bir önerim var; hem yapımcıya, hem emekçi olacak insanlara: Bu iş ciddi alt yapı gerektiren bir iş. Bunun gerekliliğini yapmak gerekiyor. Bunun alt yapısı için biraz para harcamak şart, bu bir gerçek.

Bu sektörde uzmanlık seviyesine gelmiş yerli ve yabancı kişilerin Türkiye’ye getirilip buradaki çalışanlarla birlikte iş üretmelerini sağlamak lazım. Bilim ve sanatı üretmediğimiz için dışarıdan ithal ediyoruz. Bizim de artık bir şeyler üretmemiz gerekiyor.

Sanalkurs Dergisi adına teşekkürler.

Ben teşekkür ederim.

Siraceddin El
1999 yılından bu yana web tasarımcı olarak yurt içinde ve yurt dışında sayısız projede yer aldı. 2002 yılında Sanalkurs.net'i kuran ekiptendir. Etkinlik.com.tr'nin de kurucularındandır. Girişimci, tasarımcı ve eğitmen olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Yukarı Git