Bir Moda Fotoğrafçısı: Coşkun Pınarbaşı

Bu ay söyleşi sayfamızda bir fotoğraf sanatçımızı ağırlıyoruz.

Coşkun Pınarbaşı
Coşkun Pınarbaşı

Bu ay söyleşi sayfamızda bir fotoğraf sanatçımızı ağırlıyoruz. Özellikle moda ağırlıklı çekimleri ile öne çıkan Coşkun Pınarbaşı ile samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Sizi tanıyalım önce.

Her bir bireyinin 10 parmağında 1o marifet olan bir evin, en küçüğü, 1983 yazında Ankara’da dünyaya gelmiş bir sarışın. Tabii ki şimdi kumrallaştık ama… :)

Neden fotoğraf peki? Fotoğraf tutkusu nasıl başladı? İlk önce bundan başlayalım.

O kadar çok şey söyleyebilirim ki bu konuda saatler sürer sanırım. Kısa bir özet geçmek gerekiyorsa, her biyografimde bahsederim; ilk hocam babamdır. Dünyaya gözlerimi açtığım an itibari ile hep bir kamera ve fotoğraf makinesi var idi karşımda. Asla hakkını yiyemem sevgili babamın, modelliğini yapmışımdır sık sık ve makinelerini çok kurcalamaktan bozmuşumdur..

Ardından 2004 yılında, hiç unutmam, bir gün telefonum çaldı. Ben de tabi o sırada (bugün de olduğu gibi) kurgu yönetmenliği yapıyorum. “Görüşmek isterim sizinle” dedi karşıdaki ses, “bir belgeselimiz var, bu işin kurgusunu sizinle yapmak isteriz.”

Gittim görüştüm. İş bir fotoğraf belgeseli işi idi. Her bölümde farklı hocaların var olduğu bir belgesel, sadece kurguda değil tabiî ki. Kimi bölümlerinde görüntü yönetmenliğini de yaptım bu belgeselin. Her bölümünde farklı bir usta (Ara GÜLER, Coşkun ARAL, Gültekin ÇİZGEN vb.) ile yapılan sohbetler beni iyice fotoğrafçılığa yönlendirdi ve her usta bana yeni bir şeyler öğretti. Bu arada bana telefon açan o kişi çok kıymetli hocam Halil DİŞLİ’dir. Bugün halen yıllar geçmiş olmasına rağmen o belgeseli yapmakta ve yayınlamaktayız.

Fotoğraf çalışmaları nasıl başladı ve bu çalışmalar sırasında ne tür sorunlarla karşılaştınız?

Askere gittiğim dönemde, usta birliğimde (İstanbul) foto-film kısmında göreve başladım. Sanırım ilk defa fotoğrafla bu denli baş başa kalabilmiştim. Üstelik tek olarak. Sık sık deneme çekimleri yapmalarım, makinelerin özelliklerini karıştırmalarım ve bir şeyleri fark edişlerim beni iyice ilerletti bu konuda. Ayrıca belgeseldeki hocalarımın anlatımları, öğrettikleri kulağımda idi. Hoş bir şans oldu bu fotoğraf makineleri içerisinde sık kalışım. İlk ciddi, kurgusal çalışmalarıma askerde başladım. Ardından Ankara’ya dönmem ile anında ilk dijital, profesyonel fotoğraf makinemi aldım ve içimdeki o fotoğraf çekme hevesimi sürdürmeye devam ettim. Derken işler ilerledi ve çok ciddi belgesel fotoğrafçılığına dönüşmeye başladı… Unutmadan fotoğrafla ilgilenen dostlarıma, arkadaşlarıma hep şunu yapmalarını tavsiye ederim. Çektiğiniz fotoğraf sıradan bir fotoğraf karesi veya çekilen kim olursa olsun bu fotoğraflar ileride yayınlanacak ise portfoliolarında, kesinlikle ve kesinlikle karşılıklı bir protokol imzalamalarını üstüne basa basa öneririm. Hayat bu, ne göstereceği belli olmaz.

Peki, hep fotoğraf diyoruz ama, fotoğraf sizin için ne tür bir anlam ifade ediyor?

Bu konuyla ilgili özel bir gösterimiz var. Sevgili Halil hocamın yönetmenliğinde gerçekleşen bu yeni yapmış olduğumuz belgesel gösterimizde yirmiye yakın fotoğraf sanatçısı ustamıza Halil bey bu soruyu soruyor. Bu yirmi konuğa sorduğumuz sorular teker teker cevaplanıyor sanki şuan karşımda. Bu konuda çok heyecanlıyım, daha çok yoldan geçmem gerekiyor, belki birçok şeyi yaratıyorumdur ya da belki de bana öyle geliyor ama eğer ben fotoğrafa bir anlam verecek olursam şöyle derim:

Fotoğraf, aslında hayatımızda var olan, ama biraz da hayal gücümüzün bir ürünü. Çünkü ben; hayal ettiklerimi dondurmaktayım. Hayal ettiğim kadını, hayal ettiğim mekanı, hayal ettiğim ışığı ve hayatın içerisindeki var oluşları ya da neden var olamayacaklarını fotoğraf ile aktarmaktayım.

Daha çok fashion olarak bilinen, moda tarzı çalışmalarınızla dikkat çekiyorsunuz. Ticari amaçlı çalışmalar olduğu için mi bu tarza yoğunlaştınız, yoksa başka konseptte çekimler de gerçekleştiriyor musunuz?

Modayı seviyorum. Modada öyle ayrıntılar var ki. İnsanın isteyip de günümüz şartlarında giyip-takıp dışarı çıkamayacağı, tüm gözlerin ve belki de kötü bakışların onda olacağı bir yaratım gibi geliyor. Modadaki renkler, ışık, komposizyonlar vb. birçok yaratımı seviyorum. Aslında çok fazla moda değil belki de çekimlerim. Ne bileyim, kurgusal çalışmaları biraz belgesel çalışmalara dönüştürmüş olabilirim. Bu arada kesinlikle bilmenizi isterim ki fotoğraf benim için bir tutku, bunu çok ama çok az zamanlarda ticarete döktüm.

Şu aralar sadece arşivleme ve portfolio çalışmalarındayım. Türkiye’de eskidenmiş o aman aman fotoğrafın ticaretliği. Ben daha ilerde bir sergi ya da bir kitap vb. yerlerde paylaşmayı daha çok isterim çalışmalarımı.
Unutmadan geçmeyeyim, öyle bir fotoğraf birikimim var ki arşivlerimde, bunun içinde doğa da, mekan da, konser de, ürün çekimlerim de mevcut. Fotoğraf da elbet bir tarz. Bir çalışma alanınız vardır ama fotoğrafı hayatınıza aldığınız her an bir de bakmışsınız ki “Ben ne çekiyorum?” diyebileceğiniz yerler de olabilir.

Diyeceğim o ki; kimse kendini sadece tek bir alanda kısıtlamamalı.

Yaptığınız iş gördüğümüz kadarıyla ciddi bir ekip işi. Bir ekibiniz var mı? Varsa kaç kişilik bir ekiple çalışıyorsunuz?

Hocalarım bu yazıyı okuduklarında yahu dünkü Coşkun ne olmuş diyip gülecekler kesinlikle. Nasıl sorular bunlar? Ben hiç hazırlanmadan üstelik?…

Efendim, ilk başlarda yalnız idim. Zamanla bu işin aslında (belgesel fotoğrafçılığının ya da sizin tanımınız ile moda fotoğrafçılığının) bir ekip işi olduğunu fark ettim. O anda, çok sevgili biricik asistanım ki her zaman ekibin demir başıdır kendisi, Tufan’ı yanıma aldım. Makyajcı dedik, makyöz arkadaşlar edindik. Bu defa ulaşım sıkıntı oldu ve ulaşım için de birilerini bulduk. Derken modele asistan olacak başka bir arkadaşımız... Belki inanmazsınız, ama bu sayı her geçen gün iyice artmakta. Bugün dönüp baktığımda ardımda güzel bir ekip var ve hepsi güzel dostlar, arkadaşlar. Herkese buradan bir kez daha teşekkürlerimi sunarım.

Çekimlerinizde farklı kompozisyonlar kullanıyorsunuz. Bu kompozisyonları belirleme aşaması nasıl gerçekleşiyor? Örneğin, karlı bir havada yapacağınız bir çekim için, onun karlı havada olması noktasını nasıl belirliyorsunuz?

Hayal ettiklerimi aktarıyorum demiştim ya az önce, işte buradan yola çıkıyorum. Her an, her dakika, aklıma yeni bir fikir, yeni bir oluşum geliyor ve bu düşüncelerimi çevremde bana modellik yapabileceğine inandığım kişiler ile paylaşıyorum. Modelin nasıl duracağına, nasıl bir çalışma seyrimiz olacağına, model ile yüz yüze karar vererek çekimleri planlıyor, günleri konuşuyor ve ekip arkadaşlarımın da uygun zamanlarında çekimleri gerçekleştiriyoruz.

Kendinizi diğer meslektaşlarınızdan farklı kıldığını düşündüğünüz bir özelliğiniz var mı?

Kesinlikle var. Beni tanıyanlar bilirler esas işimin aslında görüntü ve kurgu yönetmenliği olduğunu. 1999’dan bu yana bir çok belgesel, klip ve reklam filminde kendi alanımda imzalarımı koydum ortaya. Bu sebepten dolayı fotoğraf çekimlerim esnasında her zaman yanımızda bir de kamera oluyor. Ben fotoğraf çekimlerini yaparken kamera bizleri, ekibimizi “backstage” kayıtlar ile takip ediyor ve bu çekilen görüntüleri bilgisayar ortamına aktardıktan sonra bu defa da İstanbul’dan ekibimizin en ufak kişisi sevgili Esra devreye giriyor. Bu görüntüleri şu şekilde kurgulayacağım, bana bu türde bir müzik hazırla ve gönder diyorum. Onun güzel parçaları eşliğinde fotoğraf çekimlerimizin her birine bir de film katıyoruz. Bugün “Bir Fotoğraf Hikayesi” adını verdiğim bu seri halindeki filmlerimin sekizincisini yakında yayına vereceğim. Bu çalışmalarımı merak eden arkadaşlar, facebook üzerinden ya da www.coskunpinarbasi.com web sitesinden izleyebilirler tüm seriyi. Ben de kendimi meslektaşlarımdan bu seri çekimler ile ayrı tutmaktayım.

İşinizi yaparken en çok önem verdiğiniz şey…

Ciddi bir ekip ruhu, modelin çok iyi motivasyonu ve ekip uyuşması. Aksi takdirde güzel bir iş çıkması zor olur sanırım. Bugüne kadar bu türde bir olumsuzluk yaşanmadı ve umarım yaşanmaz da.

Fotoğraf çekmeyi en çok arzu ettiğiniz konu, şehir, kişi?

Konu değil de konular diyeyim. Aslında kafamda o kadar çok konu var ki. Ya zaman uymuyor, ya da imkanlar; ama en büyük problem herkes bir disko topunun üzerinde oturarak, yanında durarak ya da elinde tutarak fotoğraflar çektiriyor. Ben bir ilk olacağını düşündüğüm, biraz da manipülasyon destekli bir planımı aktarayım sizlere. Genelde anlatmam ama. Bir çifti sanki bu disko topunun içinde çekmeyi planlıyorum, bu disko topu da şehrin merkezinden geçiyor, araçları eziyor, binaları yıkıyormuş gibi olacak. Zor ve itinalı, aylar sürecek bir çalışma bu sanırım. Çok da terbiyesizce.

Diğer sorunuza geçeyim, şehirlerden ziyade bir kaç ülke var şu anda kafamda. Bakalım, kısmet ise tabi. Bunlar da Venedik, Japonya, Hindistan. Seviyorum bu ülkeleri, çok renkli geliyor bana.
Kişilerde ise en fazla takıntılı olduğum kişi Yasemin MORİ. Çok sempatik geliyor bana..

Türkiye’de bir fotoğrafçının başarılı ve bir anlamda meşhur olabilmesi için hangi faktörler önemlidir: Göz, kadraj, ışık bilgisi, teknik, Photoshop, dijital maharetler... Nedir?

Her şeyden önce kadrajı ve ışık kullanımını bilmeli sanırım. Halil hocam ilk zamanlarımda kafama hep fotoğrafta altı noktanın çok önemli olduğunu ve bu noktalar üzerinde öncelikle çalışılması gerektiğini soktu. Derken bu defa da ışıklarıma takıldı ve sayesinde bugün biraz daha gözüne girebildim sanırım.

Arkadaşlar bu dediklerimi dikkate alsınlar bence.

Meşhur olabilmek konusunda ise; kısa sürelidir bu meşhurluk derim ve sadece iyi işler yapmak yetmeli bence. Yıllar sonra aynı kareye bakıldığında bile bu fotoğraf çok başarılı dedirtebilmeli.

Kaliteli bir fotoğraf sanatçısı olmak eğitimle mi mümkün olur, yoksa temelden gelen bir yeteneği ilerilere taşıyarak mı? Yani hiç bilmeyen biri sadece eğitimini almış olsa, sizce başarılı olabilir mi?

Fotoğrafta illa ki öncelikle temel eğitim ve bol bol geliştirme olmalı. Ben biraz şanslıyım sanırım bu konuda. Hem kamera kullanımından dolayı, hem babadan gelmiş olması, hem de en önemli özellik sanırım yukarıda bahsettiğim fotoğraf belgeseli.

Yeni başlayan bir fotoğraf sanatçısını ele alırsak, nelere dikkat etmeli ilk olarak?

Yukarıda bahsetmiştim. Kadraj, ışık ve esas fotoğrafa bakıldığında görülebilecek ilk anın ne olacağına, ne anlatmak istediğine dikkat etmeli. Bir konu olmalı. Konusuz olmamalı.

Fotoğraf ile sanatı hangi durumlarda bağdaştırabiliriz sizce? Yani fotoğraf sanatçılığı ne zaman ve hangi durumlarda ortaya çıkar?

Anlamlı her fotoğraf bir sanattır bence.

Türkiye`nin fotoğraf sanatına yaklaşamını bir fotoğrafçı olarak nasıl bulunuyorsunuz?

Güzel işler ve güzel paylaşımlar var. Her gün daha da iyiye gidiyoruz. Kişiler fotoğrafı biraz ticaretten koparmalı. Yeni arkadaşlar, özellikle parasal kısmı ile değil de anlamlı işler yaratma peşinde olmalılar.
Ülkemizdeki fotoğraf sanatçılığında çok sık yoğunlaşılan bazı kareler var: Börtü böcek, çiçek, güneşin doğuşu / batışı, deniz, tarihi figürler… Sürekli bu kareleri yakalayanları nasıl değerlendirmek lazım?
Ustalarımın bir çoğu, benim zor bir iş yaptığımı ve bu işimi beğendiklerini söylerler. Çünkü bir modelle çalışmak inanılmaz zor ve kaprisli bir alan. Ben sanırım zor şeyleri seviyorum ve bu yüzden bu dalı tercih ettim. Diğer alanlarda ise çok fazla ustam var kitaplar yazan, dergilerde sık sık takip ettiklerim vb. Çok imreniyorum. Hatta bazen kıskandığım bile oluyor ama fotoğrafın her dalı keyfli bir paylaşım. Bu şekilde bakılmalı.

Günümüz teknolojilerini kullanarak fotoğrafa inanılmaz boyutlarda müdahale edilebildiği bir gerçek. Sanatçılar bu müdahalelerle gençleşiyor, güzelleşiyor, koyu bir manzara basit Photoshop müdahalesi ile daha cazip bir görünüme ulaşıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dediğiniz gibi “günümüz teknolojileri”. Bunu takip etmemiz gerekiyor. Her gün yeni bir makine, yeni bir kolaylık çıkıyor. Sadece çok iyi değerlendirmeyi bilmek ve takip etmek gerekiyor. Ben elimden geldiğince bu durumu takip edenlerdenim.

Üzerinde çalıştığınız projeleriniz veya ilerideki hedefleriniz neler şu anda?

Hedef kitlemizin modacıların, tasarımcıların, saç uzmanlarının ve makyajcıların çoğunlukta olacağı bir projem var. Detayları ilerleyen zamanlarda duyurmak isterim. Keyifli bir iş olacak ama yine zor olanlardan tabiî ki.
Sanalkurs.net’in fotoğraf tutkunlarına söylemek istedikleriniz...

Artık klasikleşen bir lafımdır ama her zaman söylemekten de ayrı bir keyif almışımdır: Eğer ilerlemekten haz duyuyorsanız unutmayın kimse sizi bu yoldan alıkoyamaz.

Bu güzel söyleşi için teşekkürler...

Ben teşekkür ederim...

Siraceddin El
1999 yılından bu yana web tasarımcı olarak yurt içinde ve yurt dışında sayısız projede yer aldı. 2002 yılında Sanalkurs.net'i kuran ekiptendir. Etkinlik.com.tr'nin de kurucularındandır. Girişimci, tasarımcı ve eğitmen olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Yukarı Git