Bir Çizgi Ustası: Ahmet İhsan Aslantürk

Bu sayımızda (Bkz. Sanalkurs E-Dergi Sayı: 2) Türk resim ve karikatür sanatının önemli isimlerinden birini ağırladık.

Ahmet İhsan Aslantürk
Ahmet İhsan Aslantürk

Bu sayımızda (Bkz. Sanalkurs E-Dergi Sayı: 2) Türk resim ve karikatür sanatının önemli isimlerinden birini, (çalışmaları Türkiye sınırlarını asmış, çok değerli ressam ve karikatürist Ahmet İhsan Aslantürk'€™le gerçekleştirdiğimiz röportajı aktarmak istiyoruz sizlere. Sayın Aslantürk'€™le hayatı ve çalışmaları hakkında güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Beğenerek okuyacağınızı umuyoruz.

Atölyeye ilk girişte bizi eskiden günümüze birçok sanatçının, futbolcunun, ünlü ismin birbirinden renkli ve etkileyici karikatürleri, yağlı boya tablolar, karakalem çizimler ve yüzlerce kitaptan oluşan bir kütüphane karşılıyor. Neredeyse yarım asrı devirdiği sanat hayatından kimler yok ki burada? Adile Naşit'€™ten Erol Taş'€™a, Barış Manço'€™dan Zeki Müren'€™e kadar artık aramızda olmayan birçok ünlü isim, karikatürleriyle karşımızda bizlere gülümsüyorlar. İstanbul'€™a karşı oturmuş kara kara düşünen köylü bir adamı yansıtan siyah tükenmez kalem çalışması ise en çok dikkat çekenlerden. Yıllar karşımızda duruyor ve biz daha fazla bu denizde kaybolmak istemeden Ahmet İhsan Aslantürk'€™e yöneliyoruz.

Efendim, öncelikle bizleri kırmadığınız için çok teşekkür ediyoruz. Resim ve karikatür dünyasının içinde hayatı çizgilerle yoğrulmuş bir insansınız. Nasıl oldu da böyle bir dünyaya girdiniz, sizi resim ve karikatüre yönelten etkenler nelerdi, onu sormak istiyorum öncelikle?

Hani bir söz vardır, '€œdelikanlı olunmaz, delikanlı doğulur'€ diye. Ben de yeteneğin doğuştan geldiğine inanırım. Yetenek doğuştan geliyor evet, ama iş sadece yetenekle de bitmiyor. Benim resimlere ve fotoğraflara olan ilgim küçük yaşlarda iken başladı. Gördüğüm her resim, her çizgi beni çok etkiliyordu, kendine çekiyordu adeta. Vitrinler boyu durup saatlerce resimleri seyrettiğim çok zamanlar hatırlıyorum, içimdeki korku, belki de buna çekingenlik demeliyim, her defasında duygularımı dışa vurmama engel oluyordu. Bir gün dayımın defterinde gördüğüm bir resim fikirlerimi değiştirdi. Resmi elime aldım, rastgele çizilmiş, alelade bir resimdi, ama bir özelliği vardı; yakından bakınca çok kötü görünüyor, uzaktan bakınca çok hoş duruyordu. '€œBunu ben de yapabilirim, hana daha iyisini yapabilirim'€ dedim kendi kendime. Başladım tüm imkansızlıklara rağmen çalışmaya. K'ğıt bulamadığım zamanlar çimento torbalarının kat kat olan o düz k'ğıtlarına çiziyordum. Okulda öğretmenlerimin teşviki, anne babamın bana destek olmaları beni lam anlamıyla resim sanatına yöneltti, öğretmenlerimden biri, hiç unutmam, '€œsen ilende kesinlikle ressam olacaksın, sergiler açacaksın, hatta ekmeğini de bu meslekten kazanacaksın'€ demişti. Bu öngörü ne kadar etkili oldu bilinmez, ama şu an öğretmenimin haklı çıktığını düşünüyorum.

Resim ve karikatür sanatının içindesiniz, ömrünüzün neredeyse tamamı bu meslekte geçmiş. Sizce resim nasıl olmalı, bir karikatür nasıl olmalı? Resimi resim yapan, karikatürü karikatür yapan unsurlar neler?

Bakış açısı çok önemli elbette. Bir sanatçının bir olaya bakışı ile sıradan bir insanın bakışı aynı değildir. Herkes bir köpek leşine bakarak onun dişlerinin güzelliğini fark edemeyebilir. Ancak ne kadar çok çalışırsanız, ne kadar çok tecrübe yaşarsanız, ne kadar çok bu işe kendinizi adarsanız, o kadar üst düzeyde çalışmalara ulaşırsınız.

Biraz sizin resim anlayışınızdan söz edelim o zaman. Sizin belli kurallarınız var mı peki?

Doğrusunu söylemek gerekirse çizimde kurallar konmasına karşı bir insanım. Her şekil ve durumda resim yapılabilir bana göre. Bir k'ğıdın üzerine döktüğünüz kahveyi elinizle şekillendirebilirsiniz, yalnız sulu boya değil, tükenmez kalem ve sulu boyayı birlikte kullanabilirsiniz, karakalem ile pastel boyayı karıştırabilirsiniz. İlla ki bir kural çerçevesinde yapılmasın, bırakalım kişi içindeki duyguyu resme dökerken özgür hissetsin kendini. Mesela tükenmez kalemle resim pek uygulanan bir tür değildir. Ama şu gördüğünüz resimde de olduğu gibi (durmuş İstanbul'€™u seyreden köylü adam resmini gösteriyor) tükenmez kalemle de ortaya çok farklı çalışmalar çıkarılabilir. Mesela, ben tükenmez kalemi en az 10 ayrı tonda kullanabilirim: İnce, kalın, biraz ince, biraz kalın vesaire. Hüner elindeki malzemeden faydalanmasını bilmek ve her yerde, her şekilde sınırsızca çizebilmektir.

Çizimlerinizin ana temasını ne oluşturuyor diyebiliriz?

Hemen hemen insan figürü olmayan bir çalışmam yok gibidir. Çünkü insanda keşfedilmemiş ve henüz yansıtılmamış bir umman var. Dolayısıyla çalışma sahamızı geniş tutuyor bu durum. Bunun dışında güncel konuları çok iyi takip ediyorum, herkesin fark edemediği, bakıp geçtiği, önemli görmediği birçok konuyu ele alıp işliyorum, ortaya gerçekten de şaşırtıcı sonuçlar çıkıyor. Ama genel anlamda insan odaklı çizimler yapıyorum diyebiliriz.

Çizimlerinizde kullandığınız teknik ve malzemelerden bahsedebilir misiniz? Bir de çalışmalarınızı göz önüne alacak olursak, bir akıma bağlı olduğunuzdan söz etmek mümkün mü?

Genelde portre karikatür ağırlıklı çalışıyorum su sıralar. Özellikle diğer meslektaşlarımdan farklı olarak tükenmez kalemle yaptığım çok çeşitli çalışmalar var. Suluboya, yağlı boya, pastel boya, karakalem gibi tablolarım var. Bir akıma bağlı olup olmadığıma gelince, realist biri olduğum söylenebilir. Zaman zaman sürrealizme kaçtığım da olmuştur. Ama çalışmalarımın ağırlıklı olarak realist bir üsluba bağlı olduğunu düşünüyorum. Zaten insan merkezli çiziyorsanız, realizmin içindesiniz demektir. İnsan bir gerçek, yaşadıkları gerçek, yansıttıklarınız da öyle çünkü.

Asıl önemli konuya gelmek istiyorum. Türkiye'€™de pek fazla örneği olmayan bir iş alanınız da var: Portre karikatür, yani bir insanı birkaç dakikada gerçekçi bir şekilde çiziyorsunuz. Bu konuda binlerce kişiyi karikatürize etmiş durumdasınız. Portre karikatür hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Normal portreden daha zordur portre karikatür çizimi. Hem daha kısa sürede çizilmesi, hem de gerçekçi olması gerekir. Bu nedenle Türkiye'€™de bu işi hakkıyla yapabilen usta sayısı 10'€™u bulmaz. Eskilerden aklımda kalan ve albümlerim büyük bir titizlikle sakladığım Togo, Ramiz Gökçe, Faruk Alpkurt ve Mehmet Polat var. Bunun dışında bu işi hakkıyla yapanlar arasında Bedri Koraman, Vala Somali, Musa Kart, Kamil Çakmak, Cihat Hazardağlı, Bülent Düzgit, Lütfi Küçük ve Ergün imzalarını sayabiliriz.

Karakalem ile bir saate yakın bir zaman içinde çizdiğim normal portre çalışmalarında tanlı modelin en küçük ayrıntılarındaki ölçülere bağlı kalırken, birkaç dakika süren portre karikatürde ise tipin bariz özelliklerini bilerek deforme ettiğim çizgilere yükleniyorum. Portre karikatürü, normal bir portre çizimden ayıran en temel fark, baş ve yüz uzuvları arasındaki proporsiyon olarak tabir edilen münasebet oranlarını ve ölçüdeki ahengi iyi gözlemleyerek tiplerin karakterini daha çarpıcı olarak ifade eden esprili çizgilerle yorumlamaktır. Kısaca, karikatürize eşittir, karakterize. Formül budur.

Portre karikatürde yüz yapısını bilmek yeterli değildir. Kişiye yakışan ifadeleri de bilmek, kestirmek gerekir. Örneğin, Atatürk ciddi bir devlet adamıdır, onun yaptığınız portre karikatürü gülen, kahkaha atan bir şekilde olamaz, o zaman onu yansıtmayacaktır. Yakın tarihimizden yine çok çizdiğim siyasilerden biri olan Mesut Yılmaz, Süleyman Demirel gibi ünlüler de ciddi imaja sahip kişilikle idi. Yani o kişinin genelde h'kim olduğu halet-i ruhiyeyi doğru bir şekilde yansıtmanız gerekir. Bütün bunlar yalnızca teorik bilgiyle olmuyor, gözlemlemek, tecrübe ve birikim istiyor.

Bugüne kadar kimleri çizdiniz mesela? Neler hatırlıyorsunuz bununla ilgili desek?

Sayısını unuttuğum birbirinden farklı suret ve sirete sahip yerli yabana binlerce tip, binlerce portre. Türkiye'€™den değil sadece, Japonya'€™dan, Fransa'€™dan, İngiltere'€™den, Amerika'€™dan. Çin'€™den, Rusya'€™dan binlerce insan. Meşhur olmadığı halde panomdaki tiplerin hangi semtte, hangi sokakta oturduğunu bilenler'€¦ Çizim esnasında alnımdan öpenler, kucaklayanlar, tebrik edenler, çiçek verenler, fotoğraf çektirenler, ülkelerine davet edenler'€¦ Kucağındaki bir aylık bebeği çizdirenden tutun, '€œUstacığım beni saçlarım sık çizer misin?'€, '€œAbi şöyle gür bir bıyık yapsana'€, '€œAbi beni bi üçgen vücutlu çizsene'€, '€œFerrari sürerken çizer misin?'€, '€œBeni şampiyon olarak gösterir misin?'€, '€œGözünü seveyim ustacım, burnum biraz küçük olsun'€. '€œAman göbeğimi biraz incelt'€, '€œBeni Hülya Avşar ile plajda çizer misin?'€ gibi sözler aklımda kalanlar'€¦

Fakat Cüneyt Arkın, Barış Manço, Adile Naşit, Erol Taş, Tansu Çiller, Turgut Özal, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel gibi ünlü insanlar da unutamadıklarım arasında yer alıyor. Özellikle eski başbakanlardan Sayın Tansu Çiller ve Türk sinemasının en iyi kötü karakterlerinden biri olan Sayın Erol Taş'€™la ilgili unutamadığım diyaloglarımız olmuştur. Bunlardan başka ismini bilmediğim binlerce insan çizdim, ama en aklımda kalanlarından biri bir balıkçıyı çizdiğim karikatürdür. Taksim'€™de bu çizimi yaptıktan sonra bir gencin gelip karikatüre bakarak onun Beşiktaş'€™taki bir balıkçı olduğunu bilmesi ve heyecan içinde tanıması beni çok etkilemiştir. Hele bir de fotoğrafçının birinin, yağlıboya bir çalışmama bakarak, '€œFotoğrafı bize çizdim diye yutturuyorsun, ben hayatta inanmam bunun yağlı boya resim olduğuna'€ dediğinde ne kadar çok şaşırdığımı hiç unutmam.

Günümüzde resim ve karikatür odaklı ele aldığımızda sanata olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin siz, gösterilen ilgiyi yeterli buluyor musunuz?
Resim ve karikatür zaman zaman yazının da önüne geçmekte, yüzlerce kelime ile tasvir edilen bir olayı tek bir resim, tek bir karikatür yahut tek bir fotoğraf tek basma ifade etmektedir. Bunun için artık toplumumuz resim ve karikatür olayına eskisi gibi çekimser yaklaşmıyor, merak edenlerin ve hevesli olanların sayısı gittikçe artıyor. Ancak burada bizim gibi binlerce yol aşmış, mücadelelerle boğuşmuş insanlara, ressamlara, karikatüristlere, resim öğretmenlerine bir görev düşüyor O da insan yetiştirmek. Sanat ortaya güzel eserler koymakla bitmiyor. Güzel eserlere hayat verecek ve onları koruyacak insanlar da yetiştirmek gerekiyor. Çünkü sanatçı öldüğünde, onun ekolünü sürdürecek ve onun miras bıraktığı anlayıştan yola çıkarak ortaya ölümsüz eserler koyabilecek bir nesil yoksa, işte bu gerçek ölümü oluyor sanatçının. Ben de bu bağlamda sanata gösterilen ilgiden ziyade, gerçek sanatçıların yeni yeteneklere gösterdikleri ilgiyi önemsiyorum. Çünkü onların sayısı ne kadar çok olursa, yeni güzellikler çıkacaktır ortaya ve sanala verilen önem de o oranda artacaktır.

Çünkü, '€œbizler kendi kendimize yetiştik, onlar da kendi kendine yetişsin'€ diye beklemek onların belli bir seviyeye ulaşmasını geciktirmek olur. Zamanımızda artık her türlü bilgiye bir şekilde ulaşılabiliyor, özellikle internetle ulaşamayacağınız materyal ve doküman yok diyebiliriz. Yani her şey süratle gelişiyor, bilgiyi elde etme hızı da buna mukabil akıl almaz derecede ilerlemiş durumda. Bizlere düsen bu hıza eşlik etmek ve bilgilerimizi en kısa yoldan aktarmaktır. Mesela, resim çizerken minik çocukların yanıma gelip nasıl yaptığımı büyük bir merak ve heyecanla izlemeleri aslında beni çok mutlu ediyor. Bu şekilde ilgi duymaya başlıyorlar çünkü, içlerinde bir yetenek varsa da bu ilgi ile ortaya çıkıyor. Ben gençlerimizi çağırırken, '€œNeredesiniz Nasreddin Hoca'€™nın torunları?'€ diyerek onlara karikatür çizme çağrısında bulunuyorum. Bizler bu ülkenin insanları olarak ressamımızı, karikatüristimizi, her saha ve branşta sanatçımızı yetiştirmek zorundayız. Unutmayalım ki, boş bırakılmış meydanlar, kaybedilmiş cepheler demektir.

Bu ifadeleriniz doğrultusunda şöyle sorayım o zaman: Bir ressam, bir karikatürist ve bir öğretmen olarak siz bu konuda neler yapıyorsunuz?

Bugüne kadar yetiştirdiğimiz öğrenci sayısını ben de bilmiyorum. Birebir ilgilendiğim çok sayıda öğrencim oldu. Keşfettiğim ve yeteneklerini hissettiğim öğrencilerime ise ayrı bir değer veriyorum. Zaten onların neredeyse hepsi ile hala iletişim halindeyim, ilk fırsatta sürekli bir araya geliyoruz ve yine sanatla, hayatla, bakış açılarıyla ilgili birbirinden ilginç fikirler çıkıyor. Kahramanmaraş'€™ta uzun zamandır birbirinden kopuk yaşayan, ressam ve heykeltıraşların bir araya gelmesi için yaptığım çalışmaların semeresini aldım ve '€œK. Maraş Güzel Sanatlar Gurubu'€nu oluşturdum. Bu oluşumdan çok sayıda karma sergi ve onlarca müthiş eser çıktı. Bunlar bazıları, bunlar dışında da çok faaliyetimiz oluyor.

Son olarak çizim sanatı ile ilgilenen gençlerimize neler söylemek istersiniz?

Öncelikle acele etmekle netice alınamayacağını ve sabırlı olmak gerektiğini söylemek isterim. Sanat sabır işidir. Bugün eserlerini hayranlıkla izlediğimiz bütün ünlü sanatçıların çıraklık, kalfalık, ustalık dönemleri olmuştur. Bol bol çizmek, yılmadan, usanmadan tekrar tekrar çizmek gerekiyor. Bununla birlikte teknolojik imk'nlardan da en iyi şekilde faydalanmak gerekiyor.

Başkalarının takdirleri, aferinleri sizi kamçılasın, ama durdurmasın. Az önce de söylemiştim, zaman hız cağı, durmadan bıkmadan yol alma çağı. Kendinizi beğenip yeterli gördüğünüz an bittiğiniz andır. En güzele ve en iyisine erişmek, eleştirilere tahammül ederek hatalarınızı en aza indirebildiğiniz ölçüde gerçekleşecektir. İşte o zaman üslubunuzla aranan bir imza olursunuz.

Efendim, bize zaman ayırdınız, bu güzel sohbet için çok teşekkür ediyoruz size.

Rica ederim, basanlarınızın devamını dilerim.
 

AHMET İHSAN ASLANTÜRK KİMDİR?

 

1952'€™de Kahramanmaraş'€™ta doğdu. İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar bölümünü bitirdi. Kariyeri Dekoratör Ressam olan Aslantürk'€™ün çalışmaları daha ziyade grafik ağırlıklı olarak devam etti. Kitap kapakları, hik'ye resimleri, afişler, karma ve kişisel sergilerle sanat hayatını sürdüren Aslantürk, 1975'€™te canlı modelden yerli ve yabancı binlerce insanı çizmeye başlayarak büyük ilgi topladı. Gırgır, Çaylak, Zühtü, Filit, İmaj, Pusula, Türkiye Çocuk, Bir Tebessüm, Biberli Dondurma gibi birçok dergi ve gazetede karikatürleri yayınlandı.

1979'€™da İstanbul Beşiktaş DYO Duvar Resmi yarışmasında birincilik kazanan ve yıllarca Beşiktaş DYO duvarlarını süsleyen dev panosu tam 100 metrekarelik bir alana sahipti. Milliyet Sanat Dergisinde eleştirmenlerce DYO Resim yarışmasına dikkat çekerek Çağdaş Türk Ressamları arasında yer almıştır.

1987 Çocuk Edebiyatı Yıllığında Türkiye'€™deki çizgi roman ustalarından biri olarak gösterildi. Realist ve yan soyut çalışmalarıyla özgün bir tavrı olan sanatçı, hassas isçiliği, desenleri ve tiplemeleriyle tanınmıştır. Birçok dergi, kitap ve gazetelerde çalışmaları yayınlanan sanatçının eserleri 1996 yılında tez konusu olmuştur. Resimlerinin yanında kitap kapakları, vinyetler, duvar resimleri, heykeller, sahne tasarımları gibi birçok alanda çalışmalar yapan Aslantürk, özellikle Sultan Ahmet, Taksim, Üsküdar, Gülhane Parkı, Kahramanmaraş Fuarı, Yimpaş gibi yerlerde canlı modelden birkaç dakikada çizdiği portre ve portre karikatürleriyle adından söz ettirmiştir.

Birçok yetenekli insanı ortaya çıkarıp yetiştiren Ahmet İhsan Aslantürk, şu anda Kahramanmaraş'€™ta yaşıyor ve öncülüğünü yaptığı Güzel Sanatlar Gurubundaki ressamlarla yeni başarılara imza atıyor.

Siraceddin El
1999 yılından bu yana web tasarımcı olarak yurt içinde ve yurt dışında sayısız projede yer aldı. 2002 yılında Sanalkurs.net'i kuran ekiptendir. Etkinlik.com.tr'nin de kurucularındandır. Girişimci, tasarımcı ve eğitmen olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

Yukarı Git