Medya ve zamanın ruhuna dair

Para tek yönlü olarak sürekli el değiştiriyor. Bugünün en büyük reklam yayıncısı Google oldu işte. Sizin arama için kullandığınız Google bugün web reklamlarının tamamına yakınını kontrol ediyor.

Yakın dönemin distopik roman ve filmlerinde kötü, karanlık hırs küpünün hedefi hep bellidir. Gazeteleri, radyoları, televizyonları satın alıp toplumu bir heykeltıraşın çamurla oynadığı gibi şekillendirirdi. Medyanın belirli kişilerin; hatta yine yakın geçmişe kadar sadece devletlerin elinde olduğu dönemde belki kifayetli bir plan olduğu söylenebilirdi. Hala yaşayanların hafızalarında tazeliğini koruyan 12 Eylül 1980 darbesini düşünün. Halka muhtaç olduğu mesajı ulaştırmak için TRT binasının önüne iki tank ve bir avuç askeri yollamak yetmişti. Bugün ulusal yayın lisansı almış televizyon şirket sayısı 23'ü buluyor. Yerelleri, radyoları da işe katınca herhalde ordunun yarısının sırf bu 'bildiri dağıtma' işine odaklanması gerekir(di). Ama varlığına adım gibi emin olduğum 'vakti geldiğinde açılmak üzere' yazılan o dosyada bu bildiri meselesinin yeni sürüm planını için için merak etmiyor desem yalan olur. Muhtıraların bile internetten verildiği bir dönemde aklıma düşüveriyor işte.

1992-1995 arasında Avrupa'nın göbeğinde iyi kötü bir ekmeği paylaşan Yugoslavya'da insanlar birbirini gırtlakladığı, öldürdüğü, sakat bıraktığı ve tecavüz ettiği yıllarda, şanlı Avrupa'nın ABD ile barış çubuğu tüttürmeye başlayan Rusya Başkanı Boris Yeltsin, Avrupa Birliği'nin kuruluş belgesi Maastricht Antlaşması gibi çok daha önemli işleri vardı. Ama o sırada mezbahaya dönmüş Yugoslavya'da direnişin ve dış dünyaya vahşetin boyutlarını anlatmanın yolu bugünün taze internet kullanıcısının adını bile bilmediği IRC ağları üstünde yazışmaktı. Yugoslavya'nın o dönemdeki çığlığı ve yardım talepleri duyulduysa bunu internet sağlamıştır. Bugün bunları konuşmuyorsak sebebi için için kanıksamış olmamızdan başka bir şey olamaz. Hiç olmamışçasına ve bir daha olmayacakmışçasına belleğimizden silip attığımız Marmara depremi sonrası kurulan kayıp insan veritabanı sitelerini de unuttuk.

İnternet özünde her ne kadar böyle hayati konular düşünülerek geliştirildiyse de artık daha çok ticaret, haberleşme ve eğlence ortamı olarak algılanıyor. Ama geleneksel yapının bunu tam fark ettiğini söylemek çok zor.

2007 yılında dünyanın en çok değer kazanan ilk 10 firmanın beşi teknoloji şirketi. Bugün yönetici koltuklarında emekliliğe geri sayanlar çocuklarının, yeğenlerinin bilgisayar ve internete nasıl da teşne olduğunu, kendilerinin anlamakta zorlandığı şeyleri o haytaların nasıl da maharetle kıvırdıklarını hayranlıkla anlatırken rahatlar mı acaba? Çok değil bir beş-10 yıl sonra parmakları klavyede gezerek, gözleri bilgisayar
ekranlarında sayfa tarayarak, refleksleri kendilerinin takip etmekte bile zorlandığı oyunlardan sıyrılarak bilenen çocukların çağının başlayacağının farkındalar mı?

O kuşak ki reklam nedir bilmiyor çünkü izlediği her şeyi internetten izliyor. Yerli dizileri bile izlemek için bir benzerinin bilgisayara kaydettiği kopyasını reklamlarından ayıklayıp YouTube ve benzeri sitelere atmasını bekliyor. Radyo, gazete, dergiye hiç girmiyorum bile. İnternet trafiğinin yüzde 35'ini bittorrent protokolü oluşturuyor. Bunun anlamını
bugünün medya yöneticileri biliyor dersek çok mu iyimser oluruz?

Müzik dinlemek, film izlemek, oyun oynamak, sohbet etmek, çalmak, flört etmek bu çağın evlatlarına kadar birbirine benzer anlamlar taşıyordu. İnternetten tanışıp evlenenlerin garipsendiği dönem ne de kısa sürdü, değil mi? Modern bir görücü usulü evlilikten öte bir şey de değildi aslında.
Ama bugün gerçek ismini bile bilmeden dev organizmaların parçalarını oluşturanlar için aynı şeyi söyleyebilir miyiz?
Geleneksel medyanın internet üstündeki çabaları o kurumların kendisi kadar kimseyi memnun etmiyor henüz. Yatırımların çoğu kör uçuş misali. Planların çoğu eski esvabın ters yüzünden ibaret. Bugünün başarılı internet girişimlerinin içinde bir tane medya markası görebiliyor musunuz? Şimdilik eski kuşaktan toplanan paralarla bu yeni cevherler satın alınabiliyor. Bu ne kadar sürer ki? Para tek yönlü olarak sürekli el değiştiriyor. Bugünün en büyük reklam yayıncısı Google oldu işte. Sizin arama için kullandığınız Google bugün web reklamlarının tamamına yakınını kontrol ediyor. Yüz binlerce sitede onun reklamları var. Yetmedi, gazetelerin seri ilanlarını yönetmeye başladılar.
ABD ve Kanada'da radyoların reklamlarını pazarlıyorlardı, artık televizyonlara da el attılar. Yarın geleneksel medya mecraları ana işlerini yapmak için bile Google hizmetlerine muhtaç kalacak.

Üstelik internet Google demek de değil. Yarın yeni bir Google birkaç senede yepyeni bir akımı tetikleyebilir. Bugünün Google'ı yedi-sekiz sene önce fırtınada hayatta kalmaya çalışan çelimsiz bir kelebekten başka bir şey değildi. Altavista, Netscape gibi devlerin bugün hatırlanmayacak şekilde devrileceğini kim tahmin edebilirdi ki?

Kitlelerin trendleri takip edebilmek, senenin moda renklerini, diyetlerini öğrenebilmek, gülmek, eğlenmek için medyaya ihtiyacı var. Ama yarının medyasında bugünün yöneticilerinin ya da onların kurallarının olmayacağı da ortada. Bu yazı burada bitmezdi ama geleneksel medyada 'sayfa limiti' diye bir şey var ne yazık ki.

  • Etiketler;
M. Serdar Kuzuloğlu
1995 yılında girdiğim medya sektöründe birçok farklı görev üstlendim. Meslek hayatım boyunca trendleri ve teknolojiyi takip edip okuyucu, dinleyici ve izleyicilerime aktarmaya çalıştım. Bu çabamı hala, her fırsatta sürdürüyorum. Posta, Fanatik, Milliyet, Finansal Forum, Radikal ve Cumhuriyet gazetelerinde yazdım (ayrıca Cumhuriyet hariç hepsinin web sitelerinin kuruluşunda görev aldım). Yanı sıra PC WORLD, ComputerWeek, .net, Paprika dergilerinde düzenli köşe yazarlığı yaptım. Radyo Kozmos ve NTV Radyo’da uzun yıllar program yaptım. Technology Channel, Business Channel ve TRT Haber ve TRT 1’de TV programları hazırlayıp sundum. Yeni Nesil Hizmetler Direktörü olarak çalıştığım Doğan TV Holding’de grubun tüm markalarının dijital kurulumlarını tamamladım, stratejilerini belirleyerek yönettim. MYK Medya adıyla kurduğum dijital ajansta yirmiyi aşkın iç yapıma sahip internet televizyonu Televidyon, birçok ilke imza atan teknoloji haber portalı Yahoyt, lokasyon tabanlı sosyal ağ Kaybolduk.biz ve Türkiye’nin ilk nostalji temalı video sitesi Alkışlarla Yaşıyorum gibi hala gururla andığım bir dizi projeyi hayata geçirdim. Halen başta blogum olmak üzere her fırsatta yazmaya; öğrendiklerimi paylaşmaya devam ediyor ve kurucuları arasında yer aldığım İstanbul Bilgi Üniversitesi / Next Academy’de ‘Sosyal Medyada İletişim ve Pazarlama’ başlıklı yüksek lisans dersini veriyorum. Bütün bu uğraşlardan kalan zamanlarda danışmanlık yapıyor, konferanslarda fikirlerimi paylaşıyor, bir dizi dijital projede yatırımcı ve girişimci olarak yer alıyorum.
Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor!

Yukarı Git