Lafına Dikkat Et!

Lafına Dikkat Et!

Web sitenizde müşterileriniz ile iletişim kurarken ne kullanıyorsunuz? Tabi ki kelimeler! O zaman kullandığınız her kelimeye, ama her birine dikkat!

Her bir insan hücresinde (50 trilyon hücremiz var) yaklaşık 30 bin gen var ve bu genler 3.2 milyar harf ile yazılıyor. İnsan DNA'sının oluşturan alfabe ise yalnızca 4 harften oluşuyor: A, T, G ve C. Bu dört harfin yazılış sekli, insanin saç renginden, kansere yakalanma ihtimaline kadar her şeyi değiştiriyor. Kısacası, bu dört harfin yazılış sekli, bizi biz yani insan yapıyor. Eğer bu 3 milyar harflik hücrenin gen haritasını alıp bir kağıda yazıp, ayni metodu bir şempanzenin hücresi için yapıp, sonuçları karsılaştırırsanız göreceksiniz ki bu iki hücre haritası yüzde 99 birbirine benziyor. Bırakın maymunu ve etrafınıza bakin. Eğer yanınızdaki kişi sizinle ayni cinsten ise, sizin haritanız ile o kişinin haritası arasındaki fark her 1000 harften birinin değişik olmasında yatıyor. Yani yanınızdaki kişinin nezleye yakalanıp, sizin nezleye yakalanmamanız o 1000 harften birinin yerinin değişik olmasında saklı.

İşte kelimelerin hatta harflerin yerinin stratejik olarak yerleştirilmesinin önemi burada yatıyor. Örneğin bir meyve sineğindeki belirli bir hücredeki 1390. C harfinin T'ye çevirirseniz, o meyve sineği, açlık kavramını yitiriyor ve kısa zamanda açlıktan ölüyor; ya da Danimarkalı bir araştırma grubunun yaptığı gibi, sonbaharda yaprakları alev kırmızısına dönen bir çiçeğin birkaç harfinin yerini değiştirerek, o çiçeğin, yalnızca barut ile temasa geçtiğinde kırmızı olması sağlanabiliyor ve böylece, bu çiçek, mayın tarlalarında köylülerin yaşamını yitirmemesi için kullanılabiliyor. Kelimeleri, sözcükleri bir yana bırakın, harflerin sıralanış sekli, herkes üzerinde büyük etkiler yaratıyor.

Paul Swets, The Art of Talking so that People will Listen kitabında günlük iletişimin 3 ana gruptan oluştuğundan bahsediyor: Vücut dilimiz, sesimizin tonu ve kelimeler. Swets, bunlardan en önemli olanının vücut dili olduğunu ve insanlar arasındaki iletişimin yaklaşık yüzde 70'inin bu şekilde oluştuğunu yazıyor. Sesimizin tonu yüzde 20 ve kelimeler ise yüzde 10'unun oluşturuyor iletişimin. Evet, insan hayatinin 4 harfle oluşturan"kelimeler", günlük iletişimimizin yalnızca yüzde 10'nu oluşturuyor.

Peki ya web sitelerindeki iletişim? Bizler nasıl iletişim kuruyoruz müşterilerimizle, kullanıcılarımızla, website ziyaretçilerimizle? Vücut dili ve ses tonu ile websitesinde iletişim kurma modeli su anki teknoloji ile imkansız olduğuna göre, elimizde başka ne kalıyor: KELİMELER. Tabi bazılarınız diyeceksiniz ki websiteleri içinde başka iletişim araçları da var, örneğin grafikler, sesler v.b. Eğer Swets, günlük iletişim modelini 3 ana gruba ayırıp, ağırlıklarını söyleyebiliyorsa, sanırım ben de ayni şeyi, bir websitesi için oluşturabilirim. Websitesindeki iletişim 3 ana gruba ayrılır: kelimeler, resim/grafik/ animasyon ve ses. Kelimler benim kanımca iletişimin yüzde 80'inin oluşturuyorken, diğerleri ise yüzde 10 pay almakta. Hiçbir website ziyaretçisi sırf çok hoş resimleri var diye bir sanal mağazayı ziyaret etmiyor (ya da şirketinizin devamı için etmemeli) ya da bir kanser hastası, kanser ile ilgili bilgiler veren bir siteyi çok hoş ses efektleri olduğu için tercih etmiyor. Herkes, içerik için bir siteyi ziyaret ediyor. Bu içerik bir cep telefonu satışı için bir sanal mağazada ya da çok önemli bir raporu sunmak için şirket intranetlerinde kendini gösterebilir.

Peki kelimeler yani içerik bu kadar önemli iken, acaba bizler gereken önemi veriyor muyuz? Acaba seçtiğimiz kelimeler ve dil, şirketinizin ya da websiteniniz görevine uygun mu? Sitenin varoluş amacını yerine getirmek için caba harcıyor muyuz içeriğimiz ile? Kim yazıyor sitenizdeki içeriği? Web için yazı yazmaktan anlayan bir kimse mi yoksa herhangi bir kişi mi? Seçtiğimiz kelimelerin sırası aynen DNA'daki harflerin sırası gibi önemli mi? Ya da içerik için seçtiğimiz kelimeler bir sitenin başarısını ve/veya karlılığını ne kadar etkiliyor?

* Kullandığınız kelimelere dikkat ediniz ve özenle seçiniz.
Elizabeth Loftus ve John Palmer, 1974 yılında çok ilginç bir araştırma yaptılar ve bu araştırma sonuçları, yukarıda söylediklerimi çok iyi anlatıyor. Araştırmaya 50'ye yakın öğrenci katılıyor ve öğrencilere bir araba kazası filmi seyrettiriyorlar. Filmin sonunda bir grup öğrenciye "Arabaların çarpıştıkları andaki yaklaşık hızları ne olabilir?" diye sorarlarken diğer gruba "Arabaların birbirlerine dokundukları andaki yaklaşık hızları ne olabilir?" diye soruyorlar. İlginç kısım ise "çarpışma" kelimesini duyan öğrencilerin verdiği ortalama hız saatte 70 km iken "dokunma" kelimesini duyanlar ise 50 km cevabini veriyor. Ayni deneyimi yasayan kişiler, değişik kelimelere değişik yaklaşıyorlar. İşte websitenizdeki kelimeleri de bunu akılda bulundurarak seçmeniz gerekiyor.

* Kelime oyunları yaparak akıllı ya da değişik olmaya çalışmayın.
Hepimiz bir sanal mağazada "sepet" ve "satın alâ" ya da "öde" kelimelerinin ne anlamaya geldiğini biliyoruz ya da zamanla öğrendik. Bütün bunlar "şu anki bilgimizin" sanal mağazaların bizden istediği "hedef bilgiye" ulaştığının bir işareti. Artık bu kelimeler, birçok yeni İnternet terimleri gibi, kullanıcıların sözlüklerine girmiş durumda. Eğer bu kelimeleri başkaları ile değiştirirseniz, sitenizin basarisini engelleyebilirsiniz. Örneğin bundan birkaç sene önce kitap satan bir sanal mağaza üzerinde bir kullanılabilirlik testi yapmıştık. Birçok kullanıcı kitapları alışveriş sepetlerine ekleyebiliyordu fakat bir türlü ödeme yapamıyordu. Nedeni ise çok basitti. Bu sanal mağaza "Sepet" kelimesini "Torba" ile "Satın alâ" kelimesini ise "Çıkış" kelimesi ile değiştirmişti. Birçoğunuz çok iyi bilir ki eğer bir kitapçıda bir kitabi bir torbaya koyup, ödemeden çıkışa yönelirseniz, bunun adına "çalmak" denilir, alışveriş değil. Tavsiyelerimiz doğrultusunda şirket, "Çıkış" kelimesini "Satın Al" ile değiştirip, satışlarında yüzde 40 artış sağladılar.

* Kullandığınız cümlelerin içine "Ateşleyici Kelimeler" koyunuz. Kullandığınız kelimelerin herkes için aynı anlama gelip gelmediğini araştırın, deneyin, test edin.
Ateşleyici kelimeler kavramının bulan kişi UIE'den Jared Spool ve buna "Trigger Words" adını veriyor. Ateşleyici kelimeler, kullanıcıların, istediklerini bulmasına yardımcı olmanın yanında, onların anlayacağı kelimelerden oluşan bir yazım sekli ile bir websitenin basarisini da artırıyor. Buna en güzel örnek sanırım Don Norman'in herkese tavsiye edeceğim kitabi "The Design of Everyday Things". Don Norman, bu kitabi ilk piyasaya sürdüğünde, kitabin ismi "The Psychology of Everday Things" yani Günlük Şeylerin Psikolojisi. Sırf kitabin isminde "psikoloji" terimi geçtiği için bu kitap, kitapçıların "Psikoloji" bölümünde yer almaya başlamış ve tasarımcılar bu kitabi bulmakta güçlük çekmişler. Kitabin yeni ismi ise "ateşleyici kelime" içeriyor: Tasarım. İsim değişmiş ve "Günlük Şeylerin Tasarımı" haline gelmiş. Böylece küçük bir ateşleyici kelime ile hem okurlar kitabi rahat bulmuşlar hem de Don Norman, kitabin satışını artırmış.

* Açık, kısa, öz ve kullanıcının istediği/anlayacağı içerikler oluşturun.
Ne zaman bir kitap evine gidip "Bana 800 sayfalık bir kitap verin" ya da bir sinemaya gidip "Ben 3 saatlik bir film seyretmek istiyorum" dediniz. Önemli olan ne kadar içeriğiniz olduğu değil, bu içeriğin ne gibi bir görev yaptığı. Unutmayın Microsoft bütün sitelerinin toplamında, milyonlarca sayfa içerik barındırmakta ve bunların çoğunu (duyduğum kadarıyla 800.000 sayfa) kimse ziyaret etmemiş.

* İçeriğinizle kullanıcılarınıza öyle yardımcı olunuz ki, kullanıcılar sitenizdeki "Arama" fonksiyonunu ve/veya tarayıcılarının "Geri" düğmesini kullanmak zorunda kalmasınlar.
UIE şirketinin yaptığı araştırmalara göre, bir sitede arama fonksiyonunu kullanan bir kullanıcının aradığını bulması, arama kullanmayan kullanıcıya göre yüzde 30. Yine ayni araştırmaya göre, "geri" düğmesinin kullanan bir kullanıcının aradığını içeriği bulma şansı, kullanmayan kullanıcıya göre yüzde 11.

* Yazdığınız içeriği iyi anlayın. Kullanıcının anlaması yetmez, sizin bu içeriği neden oraya yerleştirdiğiniz anlamınız çok önemli.
Birkaç ay önce çok severek izlediğim Jon Stewart The Daily Show'da bir websitesi konu ediliyordu. Bu websitesi ABD'deki FEMA yani Ulusal Acil Yardim Merkezinin websitesi idi. Katrina felaketinden sonra birçok kişi, FEMA'nin bu konuda ne yaptığını görmek için sitesine gitmiş ve bu kişilerden biri ise Jon Stewart. Jon, sitede, FEMA'nin görevini açıklayan bir grafik görmüş.Eğer grafiğe dikkatlice bakacak olursanız göreceksiniz ki bir felaket durumunda FEMA görevine "Cevap" ile başlıyor, "Telafi" ile devam ediyor ve grafik yine "Felaket" ile son buluyor. Birçok kişi, FEMA'yi görevini yapamamak ve hazırlıklı olmamakla ile suçladı bu son felakette. Jon Stewart'da bunu söylemişti şovunda: "FEMA, Katrina felaketinde söylediğini yaptı ve görevini yerine getirdi. Katrina felaketine cevap ile başlayıp, işi felaket ile bitirdi. Gerçekçi olarak, FEMA görevini yerine getirmiştir." Bu bize, bu içeriği hazırlayan kişinin, içeriği anlamadığını göstermiş oldu.

1998 ya da 2010, teknoloji ne olursa olsun, İnternet ne kadar hızlı olursa olsun değişmeyecek tek bir kral var. O da "Content is King" yani "İçerik En Önemli Unsur". Siz ne dersiniz?

Mehmet Doğan
Hiç kendiniz hakkında bir yazı yazmaya çalıştınız mı? Özgeçmiş yazmaktan en az 10 kat daha zor. Bakalım, bir deneme yapacağım fakat 11 yaşındayken kamp ateşi üzerine yanlışlıkla oturup popomu yaktığım zamanı ve hergün pırasa yediğim kreş yıllarını atlamak istiyorum. (Eğer bir sakıncası yoksa) Sanata olan ilgim daha küçük yaşlarda başladı, 5 yaşında iken ayakkabı boyacısı olmak istiyordum. Bu sanırım benim renklere olan tutkumun bir kanıtı olmalı. Halbuki o dönemde itfayeci, polis ve süper kahraman (özellikle Süperman ya da Zagor) olmak çok cazipti fakat yaratıcı bir karaktere sahip olmak beni hiç terketmedi. Yaratıcılık duygusu lise yıllarında daha da şekillendi içimde. Sanat ve edebiyat ile ilgili dersler beni oyunculuğa itti (sınıfın en güzel kızının da tiyatro ile ilgilenmesinin bununla hiçbir ilişkisi yoktur. Zaten okulun en güzel kızı “tren yolu saç modelli” bir kişiye bakacak kadar çaresiz değildi.) Sanat ve yaratıcılık ile ilgili aldığım onca sinyallere rağmen üniversitede iktisat bölümünde okuyup, mezun oldum. Halbu ki ben kırmızı kurdele sahibi bir öğrenci idim. İktisatdan mezun olduktan sonra ki düşüncem, İstanbul gibi büyük bir şehirde iktisatçı olarak çalışmak, büyük bir şirketin genel müdürlüğünü yapmak, çok para kazanmak ve daha sonra herşeyi bırakıp hayatımın geri kalan kısmını dünyayı gezerek geçirmek idi fakat hayatın akışı benim planlarıma uygun bir yönde gitmiyordu. Kısa zamanda ekonomiden nefret ettim. Para ile uğraşmanın (özellikle diğer kişilerin paraları) ve takım elbise-kravat giymenin bana uygun olmadığını anladım. Web tasarımına girmeden önce birçok değişik işte çalıştım. Radyo programcılığı, TV komedi program sunuculuğu, satış elemanlığı (esasında satış elemanlığı ben 5 yaşında iken başladı. Bir kutu çikolata satıp, kazandığım para ile o çok istediğim plastik yılanı aldım) v.b. Yıllar sonra, ilk Internet bağlantımı satın aldım ve Internet’e aşık oldum. Sanata olan tutkum yeniden geri döndü. İlk tasarımını yaptığım websitesi kötü yazılmış HTML’den ve tahta fon resminden oluşuyordu ama yine de ilk deneme için fena sayılmazdı ve bu ilk deneme benim web için olan tutkumu ateşledi. İşte o gün bugündür, ben, kendime "web tasarımcısı" adını veriyorum. Nerdeyse 8 yıl olmuş, Internet degişmiş, yaptıgım işin şekli, ismi degişmiş ve ama degişmeyen tek şey benim halen o ilk gün ki heyecanı taşımam. Birseyi, her gün, saatlerce, haftalarca, aylarca ve yıllarca yapıp, yorulmadığınız zaman bilmelisiniz ki, siz, yaptığınız isten zevk alıyorsunuz. 2000 yılında, New Brunswick Üniversitesi’nin Bilgi İşlem Bölümü’nün genel müdür yardımcısı John Webster (2005 yılında emekli oldu), beni, Web Geliştirme Bölümü’nün müdürü olarak işe aldı. Eğer ona soracak olursanız, bu kararın şimdiye kadar verdiği en iyi yönetim kararı olduğunu söylecektir size. İşte buradayım ve yaptığım işe AŞIАIM. Bütün bu iş hayatının yanında, ben, sihirbazların kullandığı çeşitli kağıt oyunları ve aksiyon oyuncakları toplamaktayım. Aksiyon oyuncakları benim vazgeçilmez kolleksiyonum. Bazıları parasını giyeceğe, tatile harcar; ben ise oyuncaklara. Özellikle, MacFarlane Oyuncaklarına. Hayatımda ki üç kişi benim için dünyadan bile daha değerlidir. Bu kişilerden biri eşim Jennifer, diğerleri ise kızlarım Jayda ve Aliya. İşte bu kadar. Eğer gerçekten bu yazdıklarımı okuyup, bu satırlara kadar ulaştıysanız sizi tebrik ederim. Zamanınızı iyi harcadınız :)
Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor!

Mükemmel bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık. Yazının girişi devamı okutuyor zaten. Çok söze gerek yok. Gerçekten harikaydı. Yazıdaki tek sıkıntı, yazıda farklı karakterler var sanırım virgül vs simgeler bozulmuş.

Yukarı Git