Kullanım Kılavuzu Çözme Kılavuzu

ADSL aboneleri çoktan unuttu ama daha düne kadar internete 'bağlanmak' 0822 ile başlayan bir dizi numarayı çevirip modemden gelen o acayip seslerin dinmesini beklemekti.

Teknoloji, kullanıcısı ve yarattığı pazarla belki de en ölçülebilir alanlardan biri. Bir bilgisayarın en çok kullanılan uygulamalarını, bir web sitesinin en çok tıklanan başlıklarını, bir cep telefonunun en az kullanılan özelliklerini ölçmek maharet değil artık. Ancak bu kadar ölçüm fetişizmine rağmen hala 'kullanılabilirlik' denen ve belki de teknolojiye anlam kazandıran yegâne unsuru hâlâ gündeme oturtamadık.

ADSL aboneleri çoktan unuttu ama daha düne kadar internete 'bağlanmak' 0822 ile başlayan bir dizi numarayı çevirip modemden gelen o acayip seslerin dinmesini beklemekti. Modemler 56.6 (kbps) hızına çıkınca bu ses dizisinin sonuna iki tınlama daha eklenmişti. Eğer hatlar temizse, bir hışırtı, parazit yoksa o iki tınlamadan sonra 33.6'dan yüksek bir rakam gelirdi. Sinyal seslerinden müstakbel hızı kestirebiliyorduk. Şimdi en yavaş bağlantı seçeneğinde bile o dönemin (teorik olarak) en hızlı bağlantısının 20 katına yakın bir noktadan başlıyoruz.

Üstelik artık saniyelerin hesabını da yapmıyoruz. 'İnterneti kapatmayı unutmak' gibi kavramlar vardı mesela; unuttuk. 'İnternete bağlanmak' da bir süre sonra yerini 'internete bakmak' gibi terimlere bıraktı. Aradaki dev farkı bilmem fark ediyor muyuz?

Kullanışlılık ve kullanılabilirlik kavramlarına dönelim. O saniye hesabı yaptığımız dönemlerde sıkça kullanılan yöntemlerden biri, büyük dosyaları çekerken (büyük dediğimiz de 20-30 MB en fazla) gece bilgisayarı açık bırakıp yatmaktı.

O günlere has özel yazılımlar çekilen dosya bitince bağlantıyı da keserek faturanın şişmesini engellerdi. Yatmadan önce çekmek istediğim dosyanın üstüne tıklayıp ekranı kapattığım bir gecenin sabahında yüklenen şeyi kurcalamak için hevesle ekranı açtığımda karşıma şöyle bir uyarı çıkmıştı: 'Dosyayı çekmek istediğinize emin misiniz?'. Yok canım; ne münasebet! Yükleme tamamlanmadığı için açık kalan bağlantıya, kabaran faturaya mı yanayım; kaybolan saatlere mi...

Teknoloji dünyasının kullanıcı aklından ne kadar uzak durduğunu anlamak için aldığınız cihazların kullanım kılavuzlarına bakmanız yeterli. Hiçbir çamaşır makinesi kılavuzu bir kullanıcının ihtiyaçlarına göre yazılmaz. Cep telefonlarını kitapçıklarına bakıp kullanmak isterseniz kursa gitme ihtiyacı hissedebilirsiniz. İşin ilginci bilmem farkında mısınız hayatımızdaki en karmaşık ve desteğe muhtaç olduğumuz bilgisayarların kullanım kılavuzu bile yok. İşletim sistemlerinin de öyle. Siz hiçbir Windows ya da Linux sistemini kullanım kitabıyla aldınız mı? Ama lafa gelince slogan belli: 'Orijinal yazılım alın, destek hizmetinden faydalanın'. Allah aşkına hanginiz böyle bir destek hizmetinden faydalandınız? Ben her zaman yasal Windows kopyaları kullandım, her zaman da dertlerime kendi çare bulmak zorunda kaldım. CD'lerle gelen e-kitapları, F1 tuşuyla çıkan yardım dosyalarını ya da web sitelerini anlatmayın bana; yine sizi alt ederim.

Bir dönem hiçbir teknolojik cihaz kullanmadan, Alp Dağları'nda yaşayan Heidi gibi hür ve huzurlu bir yaşam mümkündü. Bugün öyle değil. Detaylarına girmeye gerek bile yok. Ama bunca muhtaç olduğumuz teknoloji hâlâ bizimle arasına dev duvarlar örüyor. Cihazlar, yazılımlar, sistemler, web siteleri; neredeyse hiçbirinin bize kendini anlatma derdi yok. Bizim onları anlamamızı ve uymamızı bekliyorlar.

Üstelik hepsi son derece bencil. Her terimi, her teknolojiyi bildiğimizi, sayfanın kıyısına, köşesine gizlenmiş her türlü ayrıntıyı onlar gibi fark edeceğimizi düşünüyorlar. Oysa kendileri de bal gibi biliyor; durum öyle değil. Yine de bunları biraz daha kullanılabilir hale getirdiklerinde çok daha fazla müşteriye sahip olabileceklerini göz ardı ediyorlar (gibi).

Bu konulara kafamı takmamın mazisi uzun, ancak depreşmesi yıllar önce okuduğum 'Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı' adlı kitaba dayanıyor. Robert M. Pirsig'in 1974 tarihli bu romanının kahramanının meziyetlerinden biri de kullanım kılavuzlarını yeniden yazıp anlaşılır hale getirmektir.

O kitaptan sonra nice kılavuzu yeniden yazmıştım. Hepsi de asıllarına 10 basıyordu. Sonra da Jacob Nielsen'ı keşfettim (useit.com). Kendisi hayatını teknolojiyi kullanılabilir hale getirmeye adamış gerçek bir düşünür. Yıllardır iştahla ve hayretle takip ediyorum. Ne yazık ki henüz hiçbir kitabı Türkçeye çevrilmedi.

Yakın bir geçmişteyse Kanada'da yaşayan (ve bir süre önce Türkiye'ye taşınan) Mehmet Doğan adlı bir Türk kafasını bunlara taktı; hatta bu sayfada tanıttığım 'Teknoloji Kimin Umrunda' başlıklı bir kitap da yazdı. Web sitesindeki yazılara göz gezdirmenizi tavsiye ederim. (Sitesine gitmek için buraya tıklayın)

Bütün bunlara bakınca asıl başarının teknolojinin kendisi değil; bunca zor, karışık ve derdini anlatmaktan uzak haliyle bile milyarların hayatına sızması olduğu ortaya çıkıyor.

  • Etiketler;
M. Serdar Kuzuloğlu
1995 yılında girdiğim medya sektöründe birçok farklı görev üstlendim. Meslek hayatım boyunca trendleri ve teknolojiyi takip edip okuyucu, dinleyici ve izleyicilerime aktarmaya çalıştım. Bu çabamı hala, her fırsatta sürdürüyorum. Posta, Fanatik, Milliyet, Finansal Forum, Radikal ve Cumhuriyet gazetelerinde yazdım (ayrıca Cumhuriyet hariç hepsinin web sitelerinin kuruluşunda görev aldım). Yanı sıra PC WORLD, ComputerWeek, .net, Paprika dergilerinde düzenli köşe yazarlığı yaptım. Radyo Kozmos ve NTV Radyo’da uzun yıllar program yaptım. Technology Channel, Business Channel ve TRT Haber ve TRT 1’de TV programları hazırlayıp sundum. Yeni Nesil Hizmetler Direktörü olarak çalıştığım Doğan TV Holding’de grubun tüm markalarının dijital kurulumlarını tamamladım, stratejilerini belirleyerek yönettim. MYK Medya adıyla kurduğum dijital ajansta yirmiyi aşkın iç yapıma sahip internet televizyonu Televidyon, birçok ilke imza atan teknoloji haber portalı Yahoyt, lokasyon tabanlı sosyal ağ Kaybolduk.biz ve Türkiye’nin ilk nostalji temalı video sitesi Alkışlarla Yaşıyorum gibi hala gururla andığım bir dizi projeyi hayata geçirdim. Halen başta blogum olmak üzere her fırsatta yazmaya; öğrendiklerimi paylaşmaya devam ediyor ve kurucuları arasında yer aldığım İstanbul Bilgi Üniversitesi / Next Academy’de ‘Sosyal Medyada İletişim ve Pazarlama’ başlıklı yüksek lisans dersini veriyorum. Bütün bu uğraşlardan kalan zamanlarda danışmanlık yapıyor, konferanslarda fikirlerimi paylaşıyor, bir dizi dijital projede yatırımcı ve girişimci olarak yer alıyorum.
Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor!

çok düşünceli bir karar

Yukarı Git