İşe Gitmeyi Kim İster ki?

Epey zorlayarak ve hoyratça kullandığım gözlerim ve beynim nazımı çekmeye ve bana sadık kalmaya devam ediyor. Gözlük kullanma sorumluluğuna sahip olmadığımı bildiğimden 'gözlük' benim için tam bir felaket senaryosu.

Epey zorlayarak ve hoyratça kullandığım gözlerim ve beynim nazımı çekmeye ve bana sadık kalmaya devam ediyor. Gözlük kullanma sorumluluğuna sahip olmadığımı bildiğimden 'gözlük' benim için tam bir felaket senaryosu. Yoksa bir ara sırf zevk için numarasız bir gözlük aldığımı hatırlıyorum. Zihnim ise elli parçaya bölünmüş haliyle, zamansızlıktan biriken hevesleri eritme telaşında nöronları uç uca bağlamayı sabırla sürdürüyor.

İnsanların isimlerini hatırlamakta her geçen gün daha çok zorlanıyor olmamın her gün tanıştığım yeni insan sayısıyla bir ilişkisi olmalı mutlaka. Tedirgin olduğum zamanlarda hemen ezbere bildiğim IP numaralarını, kullanıcı adı ve şifrelerini, fonksiyon algoritmalarını, çizgi roman karakterlerini, film isimlerini 'anımsayıp' avunuyorum.

Hayatını hafızasına borçlu biri olarak zekâyı diri tuttuğunu; hatta geliştirdiğini iddia eden Brain Age oyunu için yılbaşında kendime bir Nintendo DS Lite almıştım. Aldıktan sonra gördüm ki bu ilgiye paralel birçok benzer oyun çıkmış. Onları da yükledim. Faydası da olmadı değil, ama o da 'düzenli sorumluluk' gibi henüz çocuk sahibi olmamış erkeklerde bulunmayan bir yeteneğe muhtaç olduğu için sürdüremedim. Geçenlerde açtığımda ekrandaki karakter 'nerdesin sen' gibisinden bir fırça çekti! Kapattım, bir kenara koydum...Meğer bunlar için Nintendo'ya da ihtiyaç yokmuş. Nokia N95'imde çalışan Brain Juice ve Brain Genius adlı iki küçük oyun hemen hemen aynı şeyi pekâlâ yapıyor. Bu tip oyunların (ya da yazılımların) yaptığı, görsel bulmaca metoduyla zihninizi sürekli farklı şekilde çalıştırmak. Kimi gün basit hesaplamalar, kimi gün şekil bulmacaları, kimi gün sudoku gibi geleneksel bulmacaları çözerek çaktırmadan beyninizi geliştiriyorsunuz.

Daha da sonra anladım ki, bunlar için aslında ne Nintendo'ya muhtacız, ne de Nokia'ya. Aşağı yukarı aynıları internette de fazlasıyla var. Brainarena.comadresindeki site bunlardan biri. Hatta burada beyniniz küresel bir ligin içinde yarışıyor. Bu konudaki en iyi 10 siteyi açıklamalarıyla birlikte (İngilizce) buraya tıklayarak inceleyebilirsiniz.

Hayatı bilgisayar başında geçen biz faniler için bir siteye daha girmek ne kadar zor olabilir, değil mi? Bilgisayar demişken; geçenlerde tanıttığım RescueTime hizmetini ben de kullanmaya başladım. Böylece bilgisayar başında ne kadar zaman geçirdiğimi daha bilimsel bir şekilde takip ediyorum. Sonuçlara bakılırsa verimim 73, üretkenliğimse 70 puanda.

Bilgisayarımda en çok açık kalan uygulama OpenOffice, en çok vakit harcadığım şey e-postalarla boğuşmak. Patronlar bir gün bunlara bakarak performans ölçmeye başlarsa şaşırmamalı. Bir ofis mahkûmunun karnesi bundan öte bir şey olamazdı.

Zavallı bizler...Böylesi verim, yatırım, girdi-çıktı hesaplarını hayata vurunca kaynakları nasıl da savurduğumuzu daha iyi görüyorum. Örneğin günde ortalama bir saat kullandığım (kiralık) otomobilimin aylık maliyeti benzini ve otopark masraflarıyla 2000YTL'yi geçiyor. Her yere taksiyle gitsem şüphesiz daha ekonomik olurdu. Evde çalışabilecekken işe getirilen insanların maliyetini düşünün bir de. Ulaşım, telefon, yemek, masa, sandalye, kira, kırtasiye, benzin, elektrik, su... En demode memur kaprislerinden 'her suçu işverene atma' tuzağına düşmeyelim elbet.

Bilgisayar başında işim kalmadığında StumbleUpon'da site avlamaya başlayıp, parçalanmış disklerimi birleştirdiğimi fark edince dışarıdaki hayatı düşündüm. Evim İstanbul'un en güzel sahil şeritlerinden birinde. Bunun bedelini ödememe rağmen hayatım perdeleri kapalı çalışma odamda geçiyor. Dolayısıyla aslında hangi semt ve binada olduğumun pek farkı yok. Yaşadığım semtle ilişkim otomobilimin garaja giriş süreciyle kısıtlı. Bu israf değil de nedir şimdi? Bu verim fetişizmi bir gün işverenleri çalışanlarının işe gelmemesinin kendisi için daha hayırlı olduğuna ikna ettiğinde hayatın diğer kısmı ne duruma gelecek tahmin bile edemiyorum. Ben mecburiyetten de olsa evimden çıkıyor olmaktan hâlâ memnunum.

Kimileri için farklı olabilir, ama ben hâlâ yüz yüze iletişimde çok daha iyi sonuçlar alıyorum. Üstelik evimde çalışma seçeneğim olduğu zaman artık özel yaşam diye bir şey kalmayacağını, hayatımın uyku dışındaki büyük bölümünü fark etmeden de olsa çalışarak geçireceğimi adım gibi biliyorum. En basitinden bir dizüstü bilgisayarım olmasaydı ve işimi sadece işlerinde yapabiliyor olsaydım, cep telefonum olmasaydı ve işle ilgili telefon görüşmelerimi sadece iş telefonumla yapabilseydim hayat böyle mi olurdu acaba? Peki ya her işlem için internet yerine çalışma saatleri içinde arabaya atlayıp bankaya, her mektup için aynı şekilde postaneye gitseydim? Her almak istediğimi bizzat gidip dükkândan almak zorunda kalsaydım?

Off!Gerçek şu ki, en iyi yaptığımız şey riyakârca sızlanmak. Hepsinin ötesinde şu fani dünyada her gelen gideni mumla aratıyor...

  • Etiketler;
M. Serdar Kuzuloğlu
1995 yılında girdiğim medya sektöründe birçok farklı görev üstlendim. Meslek hayatım boyunca trendleri ve teknolojiyi takip edip okuyucu, dinleyici ve izleyicilerime aktarmaya çalıştım. Bu çabamı hala, her fırsatta sürdürüyorum. Posta, Fanatik, Milliyet, Finansal Forum, Radikal ve Cumhuriyet gazetelerinde yazdım (ayrıca Cumhuriyet hariç hepsinin web sitelerinin kuruluşunda görev aldım). Yanı sıra PC WORLD, ComputerWeek, .net, Paprika dergilerinde düzenli köşe yazarlığı yaptım. Radyo Kozmos ve NTV Radyo’da uzun yıllar program yaptım. Technology Channel, Business Channel ve TRT Haber ve TRT 1’de TV programları hazırlayıp sundum. Yeni Nesil Hizmetler Direktörü olarak çalıştığım Doğan TV Holding’de grubun tüm markalarının dijital kurulumlarını tamamladım, stratejilerini belirleyerek yönettim. MYK Medya adıyla kurduğum dijital ajansta yirmiyi aşkın iç yapıma sahip internet televizyonu Televidyon, birçok ilke imza atan teknoloji haber portalı Yahoyt, lokasyon tabanlı sosyal ağ Kaybolduk.biz ve Türkiye’nin ilk nostalji temalı video sitesi Alkışlarla Yaşıyorum gibi hala gururla andığım bir dizi projeyi hayata geçirdim. Halen başta blogum olmak üzere her fırsatta yazmaya; öğrendiklerimi paylaşmaya devam ediyor ve kurucuları arasında yer aldığım İstanbul Bilgi Üniversitesi / Next Academy’de ‘Sosyal Medyada İletişim ve Pazarlama’ başlıklı yüksek lisans dersini veriyorum. Bütün bu uğraşlardan kalan zamanlarda danışmanlık yapıyor, konferanslarda fikirlerimi paylaşıyor, bir dizi dijital projede yatırımcı ve girişimci olarak yer alıyorum.
Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor!

Bu yazıda kendimi gördüm bir an. Özellikle de işiniz bilgisayar ve internet üzeriıneyse , bilgisayar en sadık sevgilimiz oluyor. Denize 50 m uzaklıktaki evinizinden çıkmasanız bile 10 dklık molalarda balkondan denizi seyretmek molaya anlam katıyor. Kısıtlı zamanlara sıkıştırılmış keyiflerle avunmak zorunda olduğumuzu bi kez daha hatırladım sayenizde. Emeğinize sağlık

Yukarı Git