Eğitime bir süre ara veriyoruz

Birkaç yazıma bulaşan bir mikrop fikir son zamanlarda kafamı daha sık kurcalamaya başladı. Kökeni ders verdiğim bir üniversitedeki öğrencilerden birinin sorusuydu: "Bütün bilgiler internette varken neden bunca şey ezberliyoruz?"

Birkaç yazıma bulaşan bir mikrop fikir son zamanlarda kafamı daha sık kurcalamaya başladı. Kökeni ders verdiğim bir üniversitedeki öğrencilerden birinin sorusuydu:

"Bütün bilgiler internette varken neden bunca şey ezberliyoruz?"

Bir an için çıkış noktasını; yani bütün bilgilerin internette olduğunu varsaydığımızda bile eni konu düşünülmesi gereken bir iddia. İnsanlık olarak uygarlığımızı kuşaklar arası taşımayı başardığımız bilgilere borçluyuz. Bu sayede her yeni nesil ateşin nasıl yakılacağını, elektriğin nasıl üretileceğini, sebze çorbasının nasıl yapılacağını, dünyanın şeklini, yıldızların isimlerini, matematik formülleri yeniden öğrenmek zorunda kalmıyor. Bilgiyi paylaşabildiğimiz için de sürekli bir adım daha ileri gidebiliyoruz. Her buzdolabı kullanmak isteyenin onu mümkün kılan fizik, kimya ve mühendislik bilgilerini en baştan öğrenmek zorunda kaldığını düşünün mesela. Ya da bilen birilerinin onu üretip satmadığını ve herkesin yeniden öğrenip yapması gerektiğini.

Bizi diğer canlılardan ayıran şeylerin başında da bu geliyor. Yani aslanların bir avcılık okulu olsaydı, muhtemelen sadece ormanların değil, dünyanın da kralı olurlardı.Bizi bu seviyeye getiren en temel keşif de 'yazı'. Eğer bilgileri kâğıda geçiremeseydik bugünkü noktada olamazdık. Ne var ki kendime baktığımda bu en temel mirasımızdan adım adım uzaklaştığımı hissediyorum.

El yazım her geçen gün daha da çirkinleşiyor. Zaten hiçbir zaman çok güzel değildi. Ama bilgisayar yüzünden giderek daha az kullandığım bir maharet haline gelince elim de harflere, şekillere iyice küstü. Sonraları fark ettim ki mesele özen falan da değil. Zira yazma yeteneği bisiklete binmek gibi; öğrenince unutulmuyor. Ve yine aynı bisiklet gibi yıllar sonra da niyetlenseniz kısa sürede eski kıvamına geliyor. Ben gibilerin sorunu 'hız'. İşim gereği yıllardır parmaklarım klavye üstünde geziniyor. Klavyede neredeyse düşündüğüm hızda yazabiliyorum. Ama iş elle yazmaya gelince aklımdakinin kâğıda geçme hızının (daha doğrusu yavaşlığının) verdiği siniri muhtemelen o beter 'lekelerle' çıkarıyorum. Benzer şekilde 'okuma' da birçokları için böylesi bir aşınma halinde.

İnternet her geçen gün daha fazla insan için öncelikli referans kaynağı haline geliyor. Hızlı ulaşım etkenlerden sadece biri. Elbette kitapların sayfaları arasından bilgi kırıntıları ayıklamak her yiğidin harcı değil ama kopyala/yapıştır, ara/bul gibi nimetlerin faydasını tartışmak anlamsız. Tek külfeti, okunduğu ortamın uygunsuzluğu. Bilgisayar ekranlarının çözünürlüğü 72 ile 96 dpi arasında değişiyor. Bu değer ekrandaki noktaların sıklığını yani özetle görüntünün kalitesini ortaya koyuyor. Ekranda en fazla 96 değerine ulaşabilirken geleneksel kâğıtta bu rakam 300 dpi seviyesinde. Yani kâğıt ekrandan 3 kat daha fazla okunabilir bir ortam. Bu yüzden ekrandan okumak zor zenaat. Sonucuysa bilgi kısalması... Daha az, öz yazı tekniği kendine ilk gazetelerde yer buldu.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde çok okunan gazetelerin haberlerinin uzunluğu 20 yıl öncesine oranla üçte bire inmiş durumda. İnternette de durum farklı değil. İnsanlar okumuyor, göz gezdiriyor. Üstelik gelişen altyapının patlattığı online video devrimi yüzünden yazı bile ikinci plana itilmeye başladı. İnsanlar interneti de televizyonlaştırma eğiliminde. Ancak bu sefer kontrol onların elinde... Peki yazının başındaki 'Bütün bilgiler internette var' iddiasının dayanağı var mı? Elbette yok. Bugün içindeki veri miktarıyla başımızı döndüren internet aslında insanlık tarihinin yazılı belleğinin çok az bir kısmını içine alabilmiş durumda. E-bilginin önemli bir kısmı 10 yıllık bir tarihi kapsıyor. Üstelik bunların da içinde format, dil, bütünlük ve güncellik gibi birçok dert gizli. Buna rağmen her an elimizin altındaki, kolay ulaşılan, demokratik, ucuz ve geniş bilgi kaynağı olduğu gerçeğini de gözardı edemeyiz.

Peki bütün tarihi bütün dillerde internete sığdırıp her an ulaşabilir hale getirdiğimizde ne olacak? Bu noktada uzmanlar eğitimin kendisini sorgulamaya başlıyor. Örneğin bugünün mühendislerine matematik formüllerini, materyalleri, fiziği mevcudu sürdürmeleri için mi öğretiyorlar? Bugün en basit bilgisayarlar bile neredeyse her türlü simülasyonu, canlandırmayı yapabilecek, en ufak olasılığı hesaplayıp uyarabilecek seviyede. Mühendislere o bilgiler yeni ufuklar açmaları için veriliyor.

Peki örneğin bir yazılım bir yapının bütün statiğini, kullanılan malzemelere göre birbiriyle uyumunu, dengesini, sağlamlığını ve benzeri bütün unsurlarını anında verebiliyorsa eğitim sisteminde bu bilgileri inşaat mühendislerine mi vermeli yoksa o mühendisler için bilgisayar yazılımı üreten bilgisayar mühendislerine mi? Yoksa sadece mühendislik yazılımı üretecek bilgisayar mühendislerine rehberlik etmek isteyen inşaah mühendislerine mi?

  • Etiketler;
M. Serdar Kuzuloğlu
1995 yılında girdiğim medya sektöründe birçok farklı görev üstlendim. Meslek hayatım boyunca trendleri ve teknolojiyi takip edip okuyucu, dinleyici ve izleyicilerime aktarmaya çalıştım. Bu çabamı hala, her fırsatta sürdürüyorum. Posta, Fanatik, Milliyet, Finansal Forum, Radikal ve Cumhuriyet gazetelerinde yazdım (ayrıca Cumhuriyet hariç hepsinin web sitelerinin kuruluşunda görev aldım). Yanı sıra PC WORLD, ComputerWeek, .net, Paprika dergilerinde düzenli köşe yazarlığı yaptım. Radyo Kozmos ve NTV Radyo’da uzun yıllar program yaptım. Technology Channel, Business Channel ve TRT Haber ve TRT 1’de TV programları hazırlayıp sundum. Yeni Nesil Hizmetler Direktörü olarak çalıştığım Doğan TV Holding’de grubun tüm markalarının dijital kurulumlarını tamamladım, stratejilerini belirleyerek yönettim. MYK Medya adıyla kurduğum dijital ajansta yirmiyi aşkın iç yapıma sahip internet televizyonu Televidyon, birçok ilke imza atan teknoloji haber portalı Yahoyt, lokasyon tabanlı sosyal ağ Kaybolduk.biz ve Türkiye’nin ilk nostalji temalı video sitesi Alkışlarla Yaşıyorum gibi hala gururla andığım bir dizi projeyi hayata geçirdim. Halen başta blogum olmak üzere her fırsatta yazmaya; öğrendiklerimi paylaşmaya devam ediyor ve kurucuları arasında yer aldığım İstanbul Bilgi Üniversitesi / Next Academy’de ‘Sosyal Medyada İletişim ve Pazarlama’ başlıklı yüksek lisans dersini veriyorum. Bütün bu uğraşlardan kalan zamanlarda danışmanlık yapıyor, konferanslarda fikirlerimi paylaşıyor, bir dizi dijital projede yatırımcı ve girişimci olarak yer alıyorum.
Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor!

Valla farklı bir yaklaşım düşünce yapısı her ne kadar bilişimin hayatımızda önemli bir yer tutuyorsada en iyi ve kaliteli bilginin o bilginin alındığı değil anlatanıyla alakalı olduğu kanısındayım..
sayet" seyretmekle ogrenilse idi kediler kasap olurdu"insanlarin kendi kendine ogrenebilecegi konular sinirlidir.aksi olsa idi egitim kurumsallasmaz bireysel olarak kalirdi.evet simdi internet bilgi okyanusu oldu.Bilgiye ulasmak bigili olmak ayri usta olmak uzman olmak ayri kavramlar hele ogretmek cok daha farkli sizi candan kutlar yaptiiginiz calismlaradan dolayi tesekkur ederim...

Yukarı Git