Cloud Computing: Bulut Bilişimi

‘Cloud computing’(bulut bilişimi) kurumların ve bireylerin bilgi teknolojileri kullanımlarını nasıl değiştiriyor? Bulut bilişimi, sizi ve şirketinizi nasıl etkileyecek?

‘Cloud computing’(bulut bilişimi) kurumların ve bireylerin bilgi teknolojileri kullanımlarını nasıl değiştiriyor? Bulut bilişimi, sizi ve şirketinizi nasıl etkileyecek?

Bahse girerim, şu anda bile e-posta kutunuzda silinmiş-silinmemiş mesajlarınızın en az 10’unun başlığında “cloud” (bulut) kelimesi bulunuyor olmalı. Bing 23 milyon, Google 28 milyon sayfa endekslemiş “cloud computing” kelimeleriyle. Cloud Computing kavramını öğretmek için son bir yıl içinde 21 uluslararası konferans düzenlenmiş bulunuyor. Aynı konuda ulusal veya bölgesel toplantıların sayısı bini geçiyor. Bu toplantıların çoğu paralı ve paralı olanların en ucuzu 100 dolar civarında!

Ki ortada henüz Cloud Computing diye kullanılır bir şey yok!

Ama olacak ve küçülen ekonomiler çağında, azalan IT harcamaları döneminde, siyasetçilerin “Bitti!”, ekonomistlerin “Henüz yeni başlıyor!” dedikleri ekonomik kriz ortamında, Cloud Computing, hayatımızı kurtaracak!

Peki Cloud Computing nedir? Bu sorunun cevabını Moliere’in Türkçe’ye “Kibarlık Budalası” adıyla çevrilmiş ve defalarca sahnelenmiş olan Le Bourgeois Gentilhomme (Burjuva Beyefendi) isimli tiyatro eserinin kahramanı, aristokratlar gibi kibar olmaya çalışan görgüsüz yeni-zengin Mösyö Jourdain verebilir. Bu oyunun unutulmayan diyalogunda öğretmeni Jourdain’e, şiir dili olan “nazım” ile konuşma dili olan “nesir” arasındaki farkı anlatır. Bir türlü şiiri beceremeyen Jourdain sevinçle haykırır:

“Meğer ben hayatım boyunca nesir konuşuyormuşum!”

Aynı hesapla belgelerimiz, muhasebe kayıtlarımız ve veritabanlarımız yerel ağlardan ağlar-arası-ağ’a (internete) taşındığından bu yana biz aslında Cloud Computing yapıyorduk, ama çoğunlukla bunun farkında değildik. Peki aşağı yukarı 30-40 yıldır yaptığımız bir iş şimdi nasıl olacak da bizi tabir yerinde ise “kurtaracak” sihirli uygulama oldu? Ya da “olacak”?

Mösyö Jourdain’in günlük konuşması ile bir edebiyatçının nesir’i arasındaki fark gibi, bizim yapageldiğimiz online veya internettabanlı bilişim işlerimizle, Cloud Computing diye özetlenen “buluş” arasında ufak bir-iki fark var.

Farklara geçmeden önce, şu CloudComputing teriminden kurtulalım, isterseniz. Doğrudan çeviri yaparsak “Bulut Bilişimi” olabilir; ama bu çevriye anlam kazandırmak için İngilizce terimin nereden geldiğine bakabiliriz.

Kaynaklar, “bulut” benzetmesinin, 1990’larda telli telefon ağlarının karmaşıklığına, veya enter-konnekte oluşuna işaret etmek için bir benzetme olarak kullanıldığını, bu tür telekom ağlarına “telekom bulutu” dendiğini yazıyorlar. Nitekim, IP şemasını açıklamak için kara tahtanın başına geçen hemen her öğretmen, tahtanın bir ucuna istemci bilgisayarı, öteki ucuna sunucu sistemi çizer, araya da bir bulut resmi yapardı! Çünkü IP ve TCP protokollerinin çalışma şeklini düşünürseniz, internette istemci ve sunucu bilgisayarların arasındaki bağlantının nasıl bir rota izlediğini resmetmenin tamamen imkansız olduğunu hatırlayacaksınız. Dolayısıyla, istemci ile sunucu arasındaki ilişkinin orta yerine çizilen bulut resmi, şu anlama geliyordu:
“Her ne kadar bu noktadan şu noktaya nasıl gidildiğini tam olarak bilemesek de, bildiğimiz bir şey var ki, istemciden sunucuya sunucudan istemciye bulut gibi sınırları belirsiz bir ortamdan geçip giden ve dönüp gelen bir bağlantı vardır!”

Gerçekten öyle idi; TCP ve IP protokolleri, bir noktadan ötekine gidip gelen bağlantının hiç bir zaman kesilmemesi ilkesine dayanıyordu (YouTube’u veya MySpace’i yasaklayabileceğini zanneden yürütme ve yargı erklerinin kulakları çınlasın!) ve bu ilkenin uygulanması, sunucu-istemi bağlantısının herhangi bir anda nereden geçtiğini bilmeyi imkansız—aslında, gereksiz—hale getiriyordu. Bize yeten bilgi, eğer herhangi iki nokta arasındaki bağlantı kesilecek olursa, redundant (gerekenden fazla) bağlantılardan bir diğerinin devreye gireceği ve mesajımızın bu bağlantı üzerinden akmaya devam edeceğinden ibaretti.

Virtualization sahnede

Cloud/bulut kelimesinin computing/bilişim ile birlikte kullanıldığı ilk bilimsel belge olarak, Operasyon Aştırmaları ve Yönetim Sistemleri (INFORMS) örgütünün 1997’de bir toplantısında Ramnath Chellappa’nın yaptığı “Intermediaries in Cloud-Computing: A New Computing Paradigm” (Bulutiçinde bilişimdeki aracılar: Yeni bir bilişim paradigması) başlıklı konuşma zikrediliyor. (bit.ly/pgMh3)

Ramnath, bu konuşmasında özellikle e-ticaret bağlamında, istemci ile sunucu arasındaki birimlerin IP bulutunda nasıl birbiriyle etkileştiğini anlatıyordu. Bu konuşmada sözü edilen “bilişim iletişimi” mevcut ağ mimarilerinden farklı olarak “Virtual Private Network” (VPN) (Sanal Özel Ağ) kavramına dayanıyordu.
Standard internet bulutu ile yapılan “aktarma” ile yeni “bulut’ta/bulut’un içinde işlem” kavramı arasındaki fark ancak bu “özelleştirme” ile mümkün olabilecekti.

Bunu daha iyi kavramak için Virtual ile Reel arasındaki farktan söz edelim biraz.

Standart internet bulutundan geçen mesajınız—ki bu bir e-posta olabilir, bir dostunuza yolladığınız bir MP3 eklentisi olabilir, ya da Google Apps’te veya MS Office Apps Live’da oluşturduğunuz şirketinize ait en gizli bilgileri içeren bir hesap tablosu (spreadsheet) olabilir— diğer bütün TCP/IP varlıkları gibi, internette mevcut hemen hemen bütün sistemlerin üzerinden/içinden geçebilir.

İyi veya kötü niyetli, isteyen herkes bu TCP paketlerinin içinde neler bulunduğuna bakabilir. Bu kişiler eğer kafaya koyarlarsa, mini-mini binlerce parçaya bölünmüş olarak alınıp verilen bu TCP paketçiklerini bir araya getirerek, mesajınızın tümünü görebilir. TCP/IP’nin böyle bir yapısal güvenlik açığı var! Daha doğrusu “vardı” VPN icad edilinceye kadar. İnternet bulutu içindeki VPN’i, bir havuzun içinden geçen PVC boruya benzetebilirsiniz. Havuzun suyu PVC boru içindeki suya karışamayacağı ve havuzda bulunan bir kişinin borunun içinden ne geçtiğini bilemeyeceği gibi, internet bulutu da içinden geçen VPN’in içeriğini göremez ve bilemez! Ve bu sayede siz, hem kırılmaz-bozulmaz asla kesilmez internet ortamından yararlanmış olursunuz, hem de bunu (şu ana kadar ihlal edilememiş olan) bir gizlilik-özellik içinde yapabilirsiniz.

Diyeceksiniz ki, “VPN, Uluslararası Elektrik ve Elektronik Mühendisleri Enstitüsü’nün (IEEE), TCP/IP kadar eski Tunneling (IP ortamında tunel açma) önerisinin gerçekleştirilmesinden başka bir şey değil ve şu kadar yıldır biliniyor! Son bir yılın ürünü olan Cloud Computing ile ne alakası var?” Haklısınız, sanallaştırmanın VPN’de yer alan şekli belki Cloud Computing’e yol açmak için yeterli değildi; bunun sadece iletişim-aktarma ile sınırlı kalmaması ve internet ilişkisinin diğer ucundaki donanıma, yani Sunucu teknolojisine de sıçraması gerekiyordu.

Virtualization yeniden sahnede: Dot Com balonunu hatırlıyor musunuz?

İnternette iş yapan firmaların, bir borsa oyuncusu veya yatırım sektörü olarak, 1’e 5000 kazandırdığı, 1998-2001 arasındaki Uluslararası Elektronik Lale Devri’ni? O sırada en çok duyduğunuz kısaltmalardan birisi ASP değil miydi? Hayır, MS’in etkileşmeli-dinamik Web uygulamaları yazmaya imkan veren Active Server Pages (Etkileşmeli Server Sayfaları) teknolojisini değil Application Service Provider (Uygulama Hizmet Sunucusu) grubuna giren firmaları kastediyorum. Hani Dot Com balonu patladığında, bir gün önce hisse senedi sahiplerini milyoner ederken bir gecede ortadan kalkan firmalar vardı ya, onların yüzde 80’i ASP idi ve hemen hepsi VPN ile internet üzerinden hizmet sağlıyordu. Ama uluslararası ekonomi, bu kadar çok Dot Com firmasını sırtında taşıyacak kadar canlı değildi; ASP firmaları da mevcut ekonomik şartlara uygun bir iş modeli/fiyat çizelgesi sunamıyorlardı.

Sunamıyorlardı, çünkü belki günün sadece bir saatinde etkin olan bulut-tabanlıbilgi-işlem için, 24 saat boyunca çalışan bir sunucu ve 24 saat boyunca çalışan bir VPN bağlantısı sağlamak zorunda idiler; ve bundan 10 yıl önceki elektronik ticaret böyle bir yatırımı sırtında taşıyacak güçte değildi; ve internet reklamları henüz geçerli bir iş türü haline gelmemişti!

O zamandan sonra sanırım sizin dünyanıza da Virtualization-sanallaştırma teknolojileri girdi. Çoğumuz sanallaştırma teknolojisi ile VMWare’in veya Microsoft’un masaüstü için geliştirdiği Virtual Machine programı ile tanıştık. Windows’a VMWare veya VirtualPC programını kuruyor, sonra bu program marifetiyle, sistemimize Linux yüklüyorduk! PC yerine Mac kullananlarımız ise Paralells’in VM’ini kurarak, MacOS’in içinde Windows çalıştırıyorlardı. Biraz daha fazla “geek” olanlarımız VM’in ilk uygulaması olarak, Java’nın içinde çalıştığı sanal ortamı veya özgün adıyla Java Virtual Machine (JVM) kavramını hatırlayacaklardır.

Biz küçük ve ölümlü BT’ciler VM’lerimizin kum havuzunda Linuxçuluk veya Windowsculuk oynarken ya da bir iki Java programını JVM içinde sakin sakin çalıştırırken, dış dünyada gerçekten büyük bir sanallaştırma fırtınası esiyordu. MS, VMWare, Parallels ve belki de onlardan daha büyük yatırımlarla Alcatel-Lucent, AMD, ARM, Boston Circuits, IBM, Intel, Sun Microsystems, HP, GE, Honeywell, Xerox ve daha niceleri, 35’den fazla sistem üzerinde çalışan 40’dan fazla sanallaştırma dili ve teknolojisi icad ediyorlardı. Şu anda bilinen bütün büyük ve iş dünyasının trilyonlarca dolarlık yatırım yaptığı işletim sistemleri sanal-makina-uyumlu hale getirilmiş bulunuyor. Sadece OS’ler mi? Bütün ciddî veritabanı sunucuları, sanal makinada çalışabilir hale getirildi.

Bu ikinci yaşam döneminde sanallaştırma, kişisel PC veya Mac kullanıcıların masaüstü sistemlerine kurdukları VMWare, VirtualPC veya Parallels’den hiç farklı değil; fakat sağladıkları kazanç mukayese bile edilemez.

Bu kazancı zihnimizde canlandırmaya çalışalım:

Siz, Windows’unuzda Linux’u veya Mac’inizde Windows’u ihtiyacınız olduğunda ve istediğiniz zaman çalıştırabiliyorsunuz, değil mi? Şimdi bir Web sunucusu düşünün: Üzerinde hem sizin, hem de benim Web sitelerimiz bulunsun. Diyelim ki sizin Web sitenize şu anda hiç bir ziyaretçi gelmiyor; ama benim siteme ziyaretçiler geliyor. Web Sunucusu, bu anda sizin değil benim için çalışıyor, diyebilir miyiz? Deriz. Peki; siz şu anda Sunucu’daki payınız için (sitenize ev sahipliği yapan) Hosting firmasına ücret ödemeli misiniz? Hayır, çünkü sunucu, sizin değil benim sayfalarımı sunuyor internete.

Bu düşünceyi geliştirin: bugün hemen her Web sitesinin arkasında bir devasa veritabanı sunucusu var. Sizin veya benim sitemize gelen-giden yokken dahi, Web sunucusu, veritabanı sunucusu ile gerçek zamanlı bir bağlantıyı devam ettirmek zorunda. Şimdi bu sunucunun çalıştığı bilgisayarın ve onu internete bağlayan sistemlerin (güvenlik sistemlerinin, Firewall’ları çalıştıran bilgisayarların, hepsini internete bağlı tutan Router’ların) kullandığı elektriği düşünün! Bunların yer aldığı Server Farm (sunucu çiftliği) denilen binaların ısıtılmasını, soğutulmasını, güvenliğini düşünün! Bu rakamları milyonlarla, milyarlarla çarpın. Bunların üzerine soğutma sistemlerinden atmosfere karışan ve ozon tabakasını delen, sera etkisi denilen atmosfer bozulmasına yol açan gazları ekleyin.

Bunca masraf yerine acaba bir sunucunun üzerine yüzlerce belki de binlerce Web sitesi kurulmuş olsa? Veritabanı sunucuları, sadece bir başka sunucu kendisinden hizmet istediği an bu sunucuya hizmet sunsa? VPN bağlantısı 24X7 değil sadece bir talep anında kurulsa ve talep bittiği anda kesilse?
Bundan 20 yıl, hatta 10 yıl önce böyle bir “aç-kapa” veya “devreye gir-devreden çık” işlemi belki kolayca mümkün olmazdı; çünkü CPU’lar tek çekirdekliydi ve hızları düşüktü. Şimdi tabir yerinde ise en kötü sunucuda 8 çekirdekli 3 GHz hızında iki işlemci bulunduğuna göre, bir sunucunun sizin istemcilerinize hizmeti bitirip, benim istemcilerime dönmesi, hele internet gibi halâ kullanıcıların bir kesiminin ADSL, büyük kesiminin modemle en fazla 3G hızında bağlanabildikleri bir ortamda, farkedilemeyecek kadar hızlı gerçekleşecektir.

IT’ciler işsiz kalmayacak, çalıştıkları yer değişecek

Bugüne kadar veritabanlarımıza, veri depolarımıza paranoya derecesine varan bir kıskançlıkla sahip çıktık.
Veritabanlarımızın bulunduğu sunucuların bulunduğu binalara girip çıkanı bile bize bildiren güvenlik sistemlerimiz var! Sizin yoksa tanıdığız firmalara veritabanı sunucusunun bulunduğu depoların klima kontrol sistemlerine her yıl ne kadar para harcadıklarını sorabilirsiniz. Yeni donanım ve platform sanallaştırma teknolojileri sayesinde, veritabanlarımız yüzlerce başka müşterinin veritabanı ile aynı donanım ve platform üzerinde üstelik de daha güvenli bir şekilde barınabilir. Uzmanlar, veritabanlarının yedeklerden yeniden kurulmasında dünya ortalamasının iki ay olduğunu, hemen hemen hiç bir firmanın iki aydan daha eski verilerle veritabanını yeniden kurmadığını söylüyorlar. Sizin yoksa olanlara sorun; ellerinde kaç yıllık veritabanı yedeği var? Bu yedeklerin bir depoda barındırılması bile belirli bir yatırım ve harcama ile mümkün olmuyor mu?

Telecom Trends International şirketi, bu tür hizmet sağlayacak çok-müşterili donanım/patform/yazılım sunucularının cirosunun su yıl 10 milyar dolar civarında olduğunu, 2015 yılında bu rakamın 40 milyar dolara ulaşacağını tahmin ediyor. Bu, firmaların IT bütçesinde ciddî bir tasarruf demek. Aynı zamanda IT kadrolarının firmaların IT bölümünden, Cloud hizmeti veren kurumlara kayacağının da işareti.

Cloud modeline geçişin önündeki en büyük engellerin, firmaların alışkanlıkları ve personel sistemlerindeki değişikliğin sebep olacağı çalkantının şimdiden ortaya çıkarttığı korkular olduğu görülüyor. IT uygulamalarındaki alışkanlıklar, mevcut iş modellerimizin, başka bir türlüsünün olamayacağı varsayımından kaynaklandığını biliyoruz. “Ya Cloud firması iflas ederse?” sorusu, kurumların cevap aradığı en büyük soru. Bunun için Cloud Computing’e geçişte danışmanlık hizmeti veren bir çok uzman, mevcut sisteminizi çözüp dağıtmadan önce, seçtiğiniz Cloud firmasının size geçerli bir “çıkış stratejisi” sunmasında israr etmenizi öğütlüyor. Bu konuda sormanız gereken soruların başında “Veritabanımı geri alabilir miyim? Nasıl alabilirim?”

Eğer siteniz veya online uygulamanız elektronik ticareti konu alıyorsa, sormanız gereken ikinci ciddî soru, hizmet olarak edineceğiniz yazılımın, genel muhasebe ve müşteri ilişkileri uygulamalarınıza nasıl entegre edileceği olmalı. Eğer hizmet firması size ucuz hatta ücretsiz bir entegrasyon planı sunmuyorsa, böyle bir garantiyi alıncaya kadar, mevcut hosted (bir firmanın evsahipliğinde) veya in-house (kurum içinde) bulunan sistemlerinizden vaz geçmemelisiniz.

Geçiş için karar vermekte güçlük çekiyorsanız, belki ilk adım olarak sadece yedek alma işlerinizi Cloud firmalarına vermelisiniz. Veri yedeklerinizin bugüne kadar yol açtığı yatırım ve masrafın onda biri gibi bir maliyetle ve mevcut sistemleriniz kadar güvenilir bir şekilde tutulabildiğini görünce, diğer sistemlerinizi de Cloud’a atmakta güçlük çekmeyebilirsiniz.

Şu anda firmanızın bir e-ticaret Web sitesi varsa, bu sitenin güncellenmesinde nasıl bir uygulama programı kullanıyorsunuz?

Muhtemelen ya IE veya Firefox’tan başka bir programa ihtiyacınız var mı? Aynı modeli, Ofis programlarına uyguladığınızı düşünün.

Yani yazılarınızı, Power Point slaytlarınızı, Excel tablolarınızı, Access verilerinizi online, sadece Browser kullanarak oluşturduğunuzu ve düzenlediğinizi düşünün. Başka bir deyişle her güncellendiğinde firmanıza şu kadar bin dolara mal olan ofis otomasyon programı yerine, bir Cloud firmasının size aynı hizmeti, sadece kullanıldığı oranda ücretlendirilen bir şekilde, online sunduğunu getirin gözününüzün önüne. Ve tasarruf edeceğiniz miktarı hayal edin!

Özellikle ofis otomasyonu için gerekli bilgisayar donanımının maliyeti her geçen gün artıyor. Her yeni kuşak bilgisayar, daha hızlı CPU ve daha çok RAM ile, daha büyük bir faturayla karşınıza çıkıyor. Oysa ofis programlarının bulutta durduğunu ve buluttan kullanıldığında, ihtiyacınız olan donanım/yazılım sadece iyi bir browser ile ona imkan veren bir CPU ve hızlı bir internet bağlantısı demektir. Bu kavramı daha da ileri götüren bazı Bulut girişimcileri, bir ofis ortamında personelin kullandığı masaüstü sistemlerinin de sanallaştırılmasını ve Bulut’ta tutulmasını sağladı bile! Personelin bilgisayarını bozamadığı, herhangi bir arıza halinde, “işletim sistemi ve masaüstünün Bulut’tan yeniden indirildiği” bir ofis gözünüzün önüne geliyor mu? Bu, “Sıfır teknik-destek masrafı” demek değil mi? Personele vereceğiniz bütün teknik talimat şundan ibaret: “Bilgisayarın çalışmadığı zaman kapat, yeniden aç!”

Evet sabit disk fiyatları hızla düşüyor; ama sabit diskinizin içindeki bütün bilgilerle bir kentte ve kapalı bir bilgisayarda, sizin de başka bir kentte bulunduğunuzu düşünürsek,ne kadar ucuz olursa olsun, 10 terabyte’lık HD’iniz olsa ne değeri var? Oysa bütün kişisel bilgilerinizin, HD’lerin fiyatının onda biri oranında bir yıllık ücretle, online olduğunu düşünün? Bu, siz nerede iseniz bütün HD’iniz orada demek değil midir? Böyle bir kolaylığa fiyat biçebilir misiniz?

Bulutta bilişim hepimizi kurtaracak derken, durumu abartmış sayılır mıyım?

Not: Bu yazı, Sanalkurs Dergisi Ağustos 2010 Sayı:13'te yayınlanmıştır. Dergiyi indirmek için: Sanalkurs Dergi Sayı:13

  • Etiketler;
Abdullah Tekin
PHP, Ajax ve JQuery'e son derece hakim bir programcı olarak bazı firma ve kuruluşlara aşağıdaki konular dahilinde freelance olarak hizmet veriyor: - Daima web standartlarını, SEO (Arama Motoru Optimizasyonu) ve güvenlik önlemlerini içeren projeler gerçekleştirmek, - Tasarımı yapılmış web sitelerini kusursuz bir şekilde web'e uyarlamak, - Özgün ve kodları kendisi tarafından yazılabilen PHP+Jquery+Ajax destekli modüller hazırlamak - Web stratejileri oluşturulması, - Web dahilinde sistemler kurmak, - Kontrol panelleri hazırlamak, - Hızlı, kullanılabilir, erişilir ve güvenliği üst düzeyde olabilecek web siteleri alt yapısını oluşturmak. İçerik Yönetim Sistemi (CMS), Haber Sistemi, E-Ticaret ve Okul Yönetim projelerini içine alan PHP konusundaki birikimlerini burada Sanalkurs.net üyelerine aktarıyor ve aynı zamanda Sanalkurs'un yazılım altyapısını şu an en üst düzeye taşımak için gece gündüz kodlarla boğuşuyor.
Yorum Yaz

Yorum yazabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor!

Yukarı Git